MİT ile ilgili son yaşanan gelişmeler herkesi bir değerlendirme yapmaya mecbur kılıyor. 

 
Ortaya çıkan egemenler arası çatışmaya odaklanarak “bırakalım birbirlerini yesinler” demek ağıza zor alınıyor. İçkale’de insan kemikleri çıkmaya devam ederken, Uludere’de 34 köylünün ölümü ve arkası kesilmeyen KCK tutuklamalarından sonra.
 
Uzay savaşıymış gibi kenara çekilip gelişmeleri akışına bırakmak en hakiki determinizme denk düşüyor. Bu saatten sonra kimse kendine kondurmaz diye düşünmek istiyor insan.
 
Toplumun genelinde Kürt sorunu ile ilgili çözüm arayışı bu denli yüksek seviyedeyken kabul görecek bir değerlendirme değil.
 
Herkes durumdan vazife çıkarmak zorunda.
 
Gelişmeler ve değerlendirmeler bize iki kritik durumu işaret ediyor. Egemenlerin Kürt sorunundaki müzakereci tarafı ile müzakareyi reddeden tarafı kamplaştı. 
Sonuç? Kamplaşmalar kızışsın, müzakere de ne oluyorsa olsun mudur?
Bunun için Kürtler’in talep ettiği zorunlu olan müzakere sürecini mi reddedeceğiz? 
Kürtler’in getirmiş olduğu destansı mücadele bu konuda ne demektedir, ne istemektedir baktık mı?
 
Burada toplumun genelini olumlu etkileyecek olan bir müzakere sürecinin varlığıdır. Kürtler’in talebi müzakere sürecinin devamlılığı yönündedir.
 
Müzakere sürecinin varlığı ölümleri durduran seçenektir.
 
Kürt sorununu çözümsüz bırakan yıllarca hükümet olmuş siyasi partilerin adları bile hatırlanmıyor artık. AKP bu partiler arasında yer almak istemiyor. 
 
Genel seçimlerde 2023’ü hedefledi. 2023 için AKP’nin Kürt sorununu çözümsüz bırakmaması gerekiyor. 
 
Bu nedenle jet hızıyla MİT olayı için özel yasa çıkardı. İşine gelse Uludere için, İçkale’deki insan kemikleri için de yasayı jet hızıyla çıkarır. 
 
Tabi ki bu konuların hepsine birer birer geleceğiz.
 
Bu gelişmeler Türkiye’nin darbecilerle, derin devletle hesaplaşarak demokrasi mücadelesinin kazanılması vazifesini yeniden hatırlatıyor.
 
Bu sorun sadece Kürtler ve hükümet arasında mı kalmalıdır? Batı’da kalanlar sadece akşam haberlerini mi takip edecek?
 
Batıya geldiğimizde bu sorunun çözümünü nerede aramalıyız?
 
Tam bir sene önce Başbakan Tayyip Erdoğan Cumartesi Anneleri ile zorunlu bir görüşme gerçekleştirdi. Devlet batıda annelerle masaya oturdu.
 
Haftalarca süren, nesilleri büyüten, birçok anneyi-babayı Galatasaray Meydanı’nda ölümsüzleştiren Cumartesi Anneleri ile görüştü.
 
Görüşmenin konusu gözaltında kaybedilenler, faili meçhuller, mezarsız bırakılanlar, matem hakkı çalınanlar, katledilenler. 
 
Görüşmeden bugüne Cumartesi Anneleri mücadeleye devam ediyor. 
 
Cumartesi Anneleri önceki hükümetler döneminde devlet tarafından yerlerde sürüklenmişti, karanfilleri bile gözaltına alınmıştı. Yılmayıp yıllar sonra yeniden başlamıştı. Sonunda devlet masaya böyle oturmuştu. 
 
Görüşmenin arkasını getirmeyen AKP Hükümeti, Cumartesi Anneleri her hafta direndikçe biraz daha kaybetmektedir.
 
İki direniş odağı ve iki görüşme süreci. Biri doğuda biri batıda.
 
Direnerek görüşme süreci büyür. Çözüm adım adım yaklaşır.
 
Söğütün gölgesinde dinlenerek olmaz. Söğütün dalları, yaprakları, gövdesi olmak lazım gelir.