Kapitalizm ve piyasa ekonomisi, dünyadaki sınırlı kaynakların en etkili şekilde kullanımı olarak savunulsa da günümüz kapitalizminin birçok özelliği klasik ekonomik teorinin birçok varsayımıyla çelişir duruma gelmiş bulunuyor. Bu varsayımlardan en önemlilerinden birisi şirketlerin kar güdüsünün üretimi ve fiyatlandırmayı optimal şekilde düzenleyeceği, bu kar güdüsünün de zaten serbest piyasanın rekabeti nedeniyle her zaman en üst düzeyde olacağı şeklinde.

Paramedya.com.tr’nin bankalar üzerine hazırladığı özel bir habere göre, bankaların çoğunun 2019’un ilk dokuz ayında karları düşüşte, yine de bu düşüş üst düzey yöneticilerin maaşlarına hiç yansımamış; tam aksine üst düzey yöneticilerin maaşları artış göstermiş. 17 bankanın 10’unda karlar düşerken üst düzey yöneticilere yapılan ödemeler artmış. (Tablo 1)

 

Tablo 1: 2018 ve 2019’un ilk 9 ayı için bankaların karları ve üst yöneticilere yapılan ödemelerin karşılaştırılması


Bu tablodan çıkarılabilecek ilk sonuç, burjuvazinin kendisi dışında herkese salık verdiği dişini sıkma vaatlerinin ne kadar boş olduğu. Öyle ki kendi şirketlerinin karları düşüşte iken bile üst düzey yöneticiler kendi maaşlarını artırmakta hiçbir beis görmemişler. Konu emekçiler olunca bu yüce gönüllülüğün esamesinin okunmadığını her gün görüyor ve yaşıyoruz. Bu ikiyüzlülüğün aynısını, Meclis’te vekiller kendi maaşlarına zam yaparken veya kendi olanaklarını artırırken de görüyoruz. Doğal olarak, aynı sınıfa mensup iki grup; bankaların üst düzey yöneticileri ve milletvekilleri, benzer durumlara benzer tepkiler veriyor.

Tabloya göre bankaların çoğu, kendi sermayelerini artıracak kar oranları düşerken bile, üst düzey yöneticilere ödenen ücretleri düşürmüyor, belki aklına bile getirmiyor. Bunu yapan bankaların sayısı, bu eğilimi yöneticilerin kendi açgözlülüklerine değil de yapısal bir nedene bağlamamızı gerektiriyor.

Bu durumun en önemli nedeni, günümüzde piyasa ekonomisinin temel varsayımlarından olan serbest rekabetin, tekellerin, mega-holdinglerin, devletlerin ve uluslararası şirketlerin etkisiyle gittikçe azalmış olması olabilir. Serbest piyasa kurallarının geçerliliğini yitirmesine bir örnek olarak; bankaların batması zincirleme olarak diğer endüstri kollarını da tehdit eder, bu nedenle devlet bankaları kamu kaynakları aktarımıyla kurtarır, serbest piyasanın varsayımsal kuralları geçerli olsaydı hiçbir şirket kurtarılmaz, batan şirketlerin yerine de yenilerinin gelmesi beklenirdi. Serbest piyasa rekabeti başka yollarla aşılabilir olunca şirketin kar güdüsünün önüne de daha küçük bir grubun çıkarları geçebilir olur. Nasıl olsa artık serbest piyasanın acımasız kuralları kısmen de olsa geçerliliğini yitirmiştir. Kar oranları belli oranda düşse de bir sonraki dönemde kurtarılabilir.

Yani bankaların üst yöneticilerinin çıkarları, bankanın kendisinin çıkarlarından daha öne çıkmış oluyor. Çünkü bankanın zaten batma gibi bir tehlikesi yoktur, en kötü durumda devlet borçları affedecek, kaynak aktaracak veya vergi borcunu vadelendirecektir. Bu kurtarmayı devlet üstlenir, yani Meclis’te kendi maaşlarına zam yapmaktan çekinmeyenler.

İşte bu noktada emekçilere anlatılan rekabetin; yani daha çok çalışma, daha çok öğrenme, rakiplerini geride bırakma salıklarının da boşluğunu görürüz. Bu telkinleri verenler; ister devlet kademesinde bir vekil, ister bankada bir üst düzey yönetici hiç de vahşi kapitalizme uygun düşmeyen şekilde birbirlerini kollamakta, sınıf bilinçlerini en üst düzeyde taşımakta. Kapitalizmin en ilerici yönü olarak sunulan vahşilik, bütün şirketleri ve bireyleri “en ileri götürme güdüsü”; maalesef sadece emekçi sınıflara anlatılan bir masal gibi.

Bu durumlar kapitalizmin işleyememesinden kaynaklanmıyor, aksine çok iyi işlemesinden, daha doğrusu şirketlerin karlarını çok iyi şekilde güvenceye almasından, kamu kaynaklarını kendilerine çok iyi bağlamalarından, rakiplerini yok edip çok güzel tekeller kurmalarından kaynaklanıyor.

İyi olan şu ki bu bankaların veya şirketlerin bu durumunu hiç bir ideolog da savunamıyor. Bu nedenle yeni eski herkes, kapitalizmi değiştirmekte anlaşıyor. Çok büyük ihtimalle yakın gelecekte asıl mücadelemiz, ‘Kapitalizmi değiştirmeyelim böyle iyi’ diyenlerle değil, bu bozuklukları tek tük sapmalar olarak gören ve sınırlı reformları savunanlarla olacaktır.