Karaman’da 18 işçinin bedeni günlerdir yerin dibinde. Sistem artık o kadar çürümüş ki ölümler her gün ve yüksek oranlarda olurken bir de bedenler kayboluyor. Ardından Isparta’da elma toplamaya giden 17 işçiyi kaybettik. Ardından İstanbul’da Boğaz’da 24 kişinin can verdiği ve bir kısmının bedenlerinin hala arandığı korkunç tekne faciasını yaşadık. Göçmenler, yerinden yurdundan ekmeklerini çalan hangi hırsız devletten veya memleketlerinin hangi işgalcisinden kaçıyordu?

Hepimizin aklına kazınan videoda Karaman’daki madenci yakını ablamız ne diyordu “yediler bitirdiler Güney Yurdu’nu”. Hakikaten her yeri yediler bitirdiler! Ekmeğimizi, emeğimizi, bedenlerimizi, doğayı… O kadar yediler ki insanlarımız ne engin denizlere ne uzun yollara ne kara elmas diyarına sığabiliyor.

***

Türkiye işçi ölümleri sıralamasında Avrupa’da birinci dünyada üçüncü. Son yaşanan ölümlerden sonra bu ifade ne kadar soğuk geliyor. Gelinen bu son durumun en temel nedeni; zenginlerin artık çok çok daha fazla zenginlik seviyesine gelmiş olması. Türkiye’de en zengin olan %1’lik kesimin cebine indirdiği servet ülke toplam servetinin %54’üne varmış olması.

AKP’nin topladığı paralar ve ihaleler teraziyi bu düzeye kaydırmış bulunuyor. %1 olan zengin kesim, “Güney Yurdu” yiye yiye %99’un ekmeğini yiye yiye bu kadar şişmiş durumda. Para babası ABD’de bile bu oran % 38,4.

***

Konuyu ekranlarından izleyenlerin bir kısmı ile ilgili bir tespitin altını çizmek gerekiyor.

“Mutlaka bir şeyler yapmak lazım” diye kolları sıvayanlara bravo. “Kader buymuş” diyen iyi niyetli inanç sahibi halkımızı bir gün yanımızda olacağını bilerek bir kenara koyalım.

Erdoğan’ın kader lafına ve AKP’nin uygulamalarına yerden göğe hak verenlerden ancak hesap sorabiliriz.

Ama uğraşılması gereken bir kesim var ki bayağı kalabalıklar. “Niye girmişler ki o madene, niye o kadar kalabalık binmişler ki o midibüse, o teknede Boğaz’da ne işleri varmış” diyenler olarak özetlersek hemen anlaşılmıştır diye tahmin ediyorum. Aslında daha ağır kavramlarda akıllara gelebilir ama biz olgunlaştırmak, kazanmak, bir yaklaşım geliştirmek adına bu kesime hazırcılar diyebiliriz.

Bu kesime göre insanlar için uygun imkanlar hazırdır gidilip alınması gerekir. Hiçbir sorunları yoktur, hayatları boyunca sorunlardan uzak durarak sorun yaşamayacaklarına kendilerini inandırmışlardır. Başkalarının sorunları ile ilgilenmekten ödleri kopar. Ama ayağı taşa değse en büyük hakların onlara verilmesini isterler. Herkesin onlara yardım etmesini beklerler.

Onlara tarihin herkese uygun, hazır olamayacağını tarihi yapanların toplumlar, üretim süreçleri, bizler olduğunu hatırlatmalıyız. Bugün dünyanın düzeni yönetenlerin eli ile öyle noktaya gelmiştir ki en altta kalanlara en ağır ölüm dışında bir seçenek kalmamıştır. Ortalarda kalanlar için de durum hiç iç açıcı değildir. Düzen yukarıya doğu tırmandıkça karnı tok olanların da seçim şansı kalmayacaktır.

Ölüm madenlerine girenlerin, ölüm iskelelerine çıkanların başka bir seçeneği yok. Çocukları gülsün diye o madene ya girecek ya girecek. O midibüse binmekten, o tekne ile hızla uzaklaşmaktan başka bir seçenekleri yok.

Sorunumuz seçeneksiz kalanlar değil, sorunumuz yaşanabilir iş seçeneklerini yok edenler: “yiyip bitirenler”. Düzen kendisini asgari yani yaşanabilir bir dengede bile devam ettirememektedir. Zaten de hiçbir zaman ettiremeyecektir. Kapitalizm budur.

***

90’lardaki kitlesel eylemlerin en sık atılan sloganlarından biri “Susma Sustukça Sıra Sana Gelecek” idi. Sokaktaki binlerce insan “başkalarının sorunu beni ilgilendirmez” diyenlere seslenmişti. Evlerden çıkmasa bile ışık açıp kapatarak katılmıştı.

Bugüne geldiğimizde, sıranın herkese geldiği görüldüğünde Gezi Direnişi oldu. Sıranın herkeste olduğunu, sırayı beklememek gerektiğini anlatmaya devam etmeliyiz.