Türkiye'nin geleceği için 30 Mart’ta sandığa gideceğiz. Elbette Gezi'den gelen dalgayla bir cevap vereceğiz. Hırsızlığını ört bas etmek, itirazları yok etmek için savaşı bile göze alan bir hükümet. Yıkıldığının resmini görmek için çok insan sırada bekliyor.

Şunu bilelim, hükümet yıkılsa seçenekleri yaratmak, yıkılmazsa onay aldığını iddia edeceği büyüyen gaddarlığının üstüne gitmek daha fazla gerekecek. Bu nedenle daha fazla mücadeleye daha fazla gücümüzü büyütmeye mecburuz. Su gibi ekmek gibi bir mecburiyet.Bulunduğumuz her metrekarenin,  geçmekte olan her saniyenin nasıl bir mücadele nasıl bir güçle kuşatacağız? Cevapları bizim ellerimizde. Böylece arkamızda ne kadar önemli değişiklikler olduğunu görerek ilerleyeceğiz.

***

30 Mart’ta tarihsel bir çakışma olacak. Bir cevap da Kızıldere’nin hesabını sorarak vereceğiz.

30 Mart 1972'de Kızıldere'de gençliğin önderlerinin katil devlete verdikleri cevap hazırdı, kesinlikle ertelemediler.Katliamcı devlet aklı ON'ları yok ederek devrim mücadelesini bitirebileceğini sandı. İngilizler’in ölmesini bile göze almışlardı.

Denizler'i kurtarmak için THKP/C ve THKO’lu önderlerin çıktıkları yol devrimci dayanışmanın nasıl yazabileceğine dair bugüne ışık tutuyor.İdamları engellemek için CHP'nin TBMM kararına Anayasa Mahkemesi'nde yaptığı itirazın sonucunu beklemeye, hiç bir yasal yol kalmadığında İngilizler’i rehin alarak kararı durduracaklardı.

Hırsız ve katil damgası yiyen Tayyip Erdoğan’ın nasıl korktuğunu görebiliyoruz. Dönemin 12 Mart darbecileri ile el sıkışan Nihat Erim hükümeti de mücadeleci gençlikten çok korkuyordu. Sosyalizmi büyütmeye kararlı gençlik önderlerinden korkuyordu. Bu nedenle Kızıldere Katliamı’nın hemen ardından Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan’ı idam ettiler.Darbeci, katliamcı devlet ile hesaplaşmayı güncel tutmak tarihimize sahip çıkmanın en doğru yollarından biridir.

Mahir toplar mermiler her yanını sardıklarında ne diyordu?“Dönmeye değil ölmeye geldik!” Bu sözler ölümsüz bir mücadeleyi yaratmanın membağı olabiliyor.Nitekim 70’lerin kitleselleşen halk mücadelesi, Devrimci Yol bu tarih üzerine dikilebilmiştir. Oğuzhan Müftüoğlu bir yazısında şunları dile getirmiş: “Zengin bir mücadele ve deneyler birikimi sunan Devrimci Yol pratiği bize göre THKP/C hareketinin en iyi değerlendirmesi sayılmalıdır. Onun en iyi savunmasını da, devrimci bir eleştirisini de orada bulmak olanaklıdır. Bu nedenle “Fatsa”, “Kızıldere”ninbir devamı olduğu kadar bir eleştirisidir de. Birinin diğerinin karşıtı ve inkârı olduğunu söylemek saçmadır.”

Bugün Gezi ile birlikte kitlesel mücadelenin önüne konan Çin Setleri yıkıldı. Kitleselleşebilen mücadele örneklerini yaratabildiğimiz bugünlerde tarihimizi kana kana içmeliyiz. Teorik yazılarında kitle çizgisini “marksist hareketin bel kemiği” “küçük burjuva hareketinden ayıran bir set” olarak tarifleyen Mahir toplumu kazanarak devrimi anlatmanın en kıymetli pratiğini Kızıldere ile ortaya koymuştur. Türkiye’nin her köşesine,Fatsa, Tariş, Yeni Çeltek ile yayılan mücadele Kars’a uzanarak Cemil Kırbayır gibi gençleri yetiştirecek kadar önemli bir zafer kazanmıştı.Gelenek ayağa dikilmişti. Toplumsal meseleleri durmaksızın örgütleyen, sürekliliği sağlayan örgütçülerini yaratacak dinamizmi kurabilmişti.

Onlar yerden göğe kadar haklıydılar, kazandılar. Bizlere kazandırdılar. Bugün de haklıyız, biz kazanacağız.