Ekonomik kriz ilerlerken 2019’a işsizlik damga vuracak değerlendirmesini yapmıştık. Bunun üzerinden henüz bir ay geçmişken TÜİK Ocak 2019 işsizlik verileri açıkladı. Veriler bu tespiti doğrular nitelikte. 2019 Ocak ayında işsizlik %14.7’ye çıktı. İşsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 1 milyon 259 bin kişi, bir önceki aya göre ise 400 bin kişi artarak 4.7 milyon kişi oldu. Tarım dışı işsizlik %17’ye çıkarak 2009 krizindeki seviyeye şimdiden ulaştı. En korkutucu rakamlar ise yine genç işsizlikten geldi. Genç işsizlik 6.8 puanlık artışla %27’ye dayandı.

Gençlere iş bulunamayan, halkın geçinemediği bu tablo ekonomik kriz günlerinin henüz başındayken bu halde. Başlı başına işsizlik verileri bile ekonomik krizin tahminlerin de ötesinde bir hızla tırmandığını gösteriyor. Seçimlerde AKP’nin büyük kentleri kaybetmesi bu hızlı tırmanışın bir başka göstergesi oldu.

Bloomberg tarafından her yıl yayınlanan “Sefalet Endeksi”nin 2018 yılı verileri bu hafta açıklandı, bir de ona göz atalım. Dünyadaki ülkeleri enflasyon ve işsizlik oranlarına göre en kötü olandan en iyiye doğru sıralayan bu puanlamada 2018 yılının resmi enflasyon ve işsizlik verilerine göre Türkiye 30.2 puanla 4. oldu. Venezuela, Arjantin ve Güney Afrika’nın ardından 4. olan Türkiye geçen yıl da 26.8 puanla yine 4. sıradaydı. Bu yıl sıralaması değişmemesine rağmen sefalet puanı arttı. Halkın sefalet seviyesinin en yüksek olduğu dünyanın 4. ülkesiyiz ama iktidara sorsanız Türkiye’ye çamur atılıyor... Türkiye’de ekonomide işlerin yolunda gitmediğine dair yabancı basında çıkan haberler karşısında “Ne derseniz deyin dimdik ayaktayız” diyen Erdoğan, ayaktayız derken daha geçtiğimiz gün baş misafir olarak katıldığı Demirören-Kalyoncu düğünündeki ihtişamı kıstas alıyor sanıyoruz! Hal böyle olunca, damadın ABD ziyaretinde ekonomik durumu en kötü ülke olmasına rağmen, en kalabalık heyetle çıkartma yaparak hava atması da anlaşılır hale geliyor. Her ay işsiz kalanlara yüzbinlerce kişinin eklendiği ekonomik verilerle övünmek tam AKP’ye yakışacak bir manipülasyon doğrusu.

Yine bu hafta açıklanan TÜİK verilerine göre şubat ayında sanayi üretimi yüzde 5.1 oranında azaldı. Sanayi üretiminin her ay bir öncekine göre azalmayı sürdürmesi, önümüzdeki süreçte işsizliğin daha da artacağınının habercisi. TÜSİAD’la Ekonomi Bakanlığı’nın tam da seçim öncesinde bir seçim yatırımı havasıyla “işsizliğe çözüm” olarak ortaya attığı 2.5 milyon yeni istihdam sözünün işsizliği geçici olarak azaltmada ne kadar etkisi olduğunu 2019 Mart ve Nisan işsizlik verileri açıklandığında göreceğiz. Ancak bu vaat gerçekleşse bile bu istihdamın 3 ay gibi geçici bir süre ile sınırlı kalacağını düşünürsek yıl sonu işsizlik verilerini pek de etkilemeyeceği görülüyor. Tabi yeni manipülasyonlarla bu rakam nasıl gizlenmek istenecek bunu da göreceğiz. Bu hafta TÜİK başkanı değişti örneğin. Eylül 2018 enflasyon verilerinin beklentilerin oldukça üzerinde açıklanmasından sonra, enflasyon hesabından sorumlu TÜİK başkan yardımcısı apar topar görevinden alınmış, yerine Berat Albayrak’ın çalışma arkadaşı olmasıyla bilinen Yinal Yağan getirilmişti. Bu hafta TÜİK başkanı Merkez Bankası’na atanınca, Yağan da yeni TÜİK başkanı oldu. Geçtiğimiz aylarda enflasyon hesaplanırken TÜİK’in dolar kurunu Merkez Bankası ortalamasından düşük alması tartışma konusu olmuştu hatırlarsak. Bu görev değişikliği TÜİK verilerini nasıl etkiler bilemiyoruz ama çarpıtılmış haliyle bile TÜİK verilerinin ekonomik kriz tablosunu nasıl ortaya serdiğini görebiliyoruz. 4 haftalık süre dolduğunda İŞKUR’daki iş arama kaydını yenilemeyen kişilerin artık işsiz olarak sayılmadığı, herhangi bir sigortalı işte çalışmadığı halde ev emekçisi kadınların işgücü olarak bile kayıtlara girmediği, yani önemli sayıda kişinin işsizlik verilerine bile yansımadığı bu çarpıtılmış haliyle bile resmi verilerle 5 milyona yaklaşan işsiz sayısının ulaştığı boyut, yeterince içinden çıkılamaz halde.

Dünya kapitalizminde de açmazlar artıyor

Türkiye’de ekonomik kriz derinleşmeyi sürdürürken dünyada da işlerin yolunda gitmediğini bilmeliyiz. IMF nisan başında açıkladığı raporda dünya ekonomisinin yavaşladığını itiraf etti. Dünya kapitalizminin 2008’de yaşanan ekonomik krizinden halen çıkamadığı ve en geç 2020’de yeniden bir ekonomik durgunluğa gireceği yorumları bizzat kapitalistler tarafından yapılıyor. ABD’de 2013’ten beridir krizin artık bittiği söyleniyor ve doların artık kendi anavatanı olan ABD’de tutulması politikaları uygulanıyorken geçtiğimiz aydan beri bu politikadan vazgeçme sinyalleri görülmeye başlandı. Bu da öngörülerin bir ekonomik durgunluğa işaret ettiğini gösteriyor.

Avrupa’da da durum iç açıcı değil. Ekonomisi imalat sanayine dayanan Almanya’nın imalat verilerinde düşüş başladı. Bankaların batık kredilerinin giderek arttığı İtalya’da ise yaşanabilecek olası bir durgunluğun tüm Avrupa’ya sıçrayabileceği öngörüleri epeydir yapılıyor. Başka bir taraftan Çin’de ise Türkiye’dekine benzer biçimde kamu bankalarının özel sektöre kredi akıtmasıyla yaratılan büyüme balonunun patlamasından korkuluyor. Özetle dünya kapitalizmi açısından işler iyi gitmezken kendi ekonomik krizinin içerisinde debelenmekle meşgul olan Türkiye kapitalizmi de bundan payını elbette alacak. Türkiye ekonomisi son dönemde küçülse de ihracatın düşüş göstermemesi bir nebze de olsa durumu kurtaran bir parametre olmuştu. Şimdi Türkiye’nin ihracatının %50’sini oluşturan Avrupa ülkelerinin özellikle de Almanya’nın giderek durgunlaşması işlerin daha da kötüye gideceğini gösteriyor.

İşlerin dünyada bu halde olması sadece ihracatta değil finans alanında da Türkiye’yi bekleyen zorlukları gösteriyor. Dünyada artık borcu borçla kapatmak zorlaşıyor. Hali hazırda doların TL karşısında sürekli artış eğilimi sürüyor. Bu hafta Merkez Bankası’nın döviz rezervindeki düşüş haberi ile dolar yine artışa geçti. 445 milyar dolarlık borca karşılık Merkez Bankası’nın brüt döviz rezervi 162 milyar dolar. Bu durum zaten krizde olan AKP kapitalizmini açmaza götüren parametrelerden biri oluyor.

Sözün özü; yüksek işsizlik, yüksek enflasyon, düşük üretim, tüketimin daralması, beraberinde finansal anlamda gerilemeler ile seyreden ve yapısal temellere dayalı derin bir ekonomik krizin içerisindeyiz. AKP kapitalizminin parlak günler geçirdiği dönemler uzaklarda kaldı. Buradan çıkış yollarını nasıl aradıkları da önceki günlerde damadın açıklamalarıyla karşılığını buldu. “Yapısal reformlar” adı altında neoliberal saldırılarla işçi sınıfının kemer sıkması ve bu sayede patronların rahata ermesi üzerine kurulu politikalarını açıklamaya başladılar. Kıdem tazminatının fona bağlanarak gasp edilmesi, zorunlu BES ile emeklilik maaşı kesintilerinin dayatılması gibi planlar, yapacaklarının daha başlangıcını oluşturuyor. Bundan sonra söz işçi sınıfında ve her ay yüzbinlerce kişinin eklendiği işsizler ordusunda olacak. Patronlar, onların sözcüsü AKP yöneticileri, orta sınıfın sözcüleri ekonomik krizle ilgili sözlerini söyledi. 1 Mayıs’a giden bugünlerde biraz da üretenlerin sözünü dinleyelim.