Süleyman Demirel kendi hükümeti zamanında, faşistler yüzlerce katliam yaparken, “Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz” diyordu.

Aradan yıllar geçiyor, Erdoğan da Roboski’de ülkenin F16’ları, ülkenin insanlarını bombaladığında “devlet kendi insanını bombalamaz” diyor. 
Yani, “Bana devlet kendi insanını bombalar dedirtemezsiniz” diyor.
 
Geliyoruz bu zamana. Süleyman Soylu Cumartesi Anneleri’ne 700. haftasında saldırdıktan sonra, “Bu kandırmacaya izin mi verseydik?” diyor.
Yani, “Bana devlet suçlu dedirtemezsiniz.” diyor.
 
Bu geleneğin aymazlarından biri olarak, daha ötesine gidiyor elbette.
“Annelik adı altında devleti yıllardır suçluyorlar, çok afedersiniz bunlar Eminönü’nde gezerken mi öldürüldü?” diyor. 
Yani “Öldürdüysek de sebebi var” diyor.
Hatta “Ortada gözaltı yok” bile diyebiliyor.
 
Tabi aynı anda Erdoğan’ın Berfo Ana ve Cumartesi Anneleri ile görüşmesi, AKP’lilerin Kırbayır’ın hikayesini dinlerken ağlayışı, bizzat TBMM’de kurulan “Gözaltında Kayıplar Komisyonu”nun raporları bir bir hatırlanıyor, yeniden yeniden çarpılıyor yüzlerine.
Arsız güçlü olunca haklı suçlu olurmuş.
 
Hadi bunları geçtik diyelim. Belki bu kısımlar için “yine kandırıldık” demeye hazırlanıyorlardır.
Bu suçlu dedirtmem dediği devletin gözaltına aldığı, yani elinde olan birilerine gözaltında iken suçlu olduğuna karar verme hakkı nereden kimden geliyor? 
Eğer kolluk “terörist” olduğuna karar verir ise onu öldürme hakkı nereden geliyor? 
Kim yargıladı, kim karar verdi de Soylu, öldürülmelerinin haklı olduğunu bu yüzyılda savunmaya kalkıp, “bana devlet suç işledi dedirtemezsiniz” diye ortaya çıkıyor?
 
Nerden baksan tutarsızlık, nerden baksan ahmakça.
Ama gerçek.
Bu buz gibi AKP’nin, özelinde Soylu’nun Ergenekon’la göbekten bağlarının gerçeğidir.
 
*****
 
Gelelim AKP’nin yalan geleneğine.
Boşuna AKP’ye yalan iktidarı demiyoruz. 
 
AKP, akşam sabah darbelerden mağduriyetini anlatıyor.  Ama sadece iki darbe olmuşcasına. Bu ülkede sadece 28 Şubat ve 15 Temmuz mu yaşandı?
 
Cumhuriyet kurulduğundan bu yana beş tanesi tam olarak gerçekleştirilmiş olan, son yıllardaki e-muhtıralar, yargı darbeleri ve 15 Temmuz dahil sonuçlandırılamamış girişimleriyle beraber onlarca kez darbe süreci yaşandı. 
 
Yani özetle; Türkiye oligarşisi, Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne darbeci devlet geleneğini sürdürdü.
 
Bunların tamamının sonuçlarını ülke demokrasisi ağır bedeller ödeyerek yaşarken, AKP her birinden beslenen geleneğin bir evladıdır. Bu evlada son darbeyi yapmaya kalkanlar da, yine aynı geleneğin diğer evladıdır.
 
Darbeci devlet geleneği demek, demokrasinin, bir fikrin örgütlenmesinin, seçilmesinin öneminin ortadan “zor yoluyla” kaldırılması demektir. Mevcut sistemin parçalarını oluşturan aygıtların bütününün yani oligarşinin, hiçbir demokrasi kaidesini işletmemek kaydıyla silahla, orduyla, darbelerle ve derin devlet yapılanmalarıyla yok etme politikasının sistematik uygulamasıdır.
 
İşte tam bu darbeci devlet geleneği, JİTEM’i, Özel Harp Dairesini var ettiği ve yaşattığı gibi, Ergenekon’u da yaşatmıştır; bugün de yaşatmaya devam etmektedir. Bu kontrgerilla yapılanmalarının birbirine eklemlenmiş bütünü ile bu ülke tarihinde binlerce insanın yargısız infazına, gözaltında kaybedilmesine; evlatlarından, yakınlarından, akıl sağlığından olmasına imza attılar. Şimdi de bu işleyişi aynen savunuyorlar.
 
Ama fikrini yenemediklerini öldürdüklerinde, kazanacaklarını sananlar hep yanıldılar. 
 
Bugün eğer bu infaz politikasının sistematik işleyişini en son kuşaklar yaşamadıysa, işte bu Cumartesi Anneleri’nin o meydanda her hafta ortaya koyduğu sürekli ve meşru mücadelesinin sonucudur. 
 
Yani son kuşaklar için olaylar, bin dokuz yüzlü yılların başlarını anlatan filmlerde izlediğimiz eski hikayelerden ibaret değil, bu ülkenin yakın tarihinin, 90’ların sonlarına kadar süregelen döneminin gerçekleridir. 
 
*****
 
Gördüğümüz her bir kayıp fotoğrafı, bu ülke tarihinin direnenlerinin fotoğraflarıdır. 
 
Soylu diyor ya “Eminönü’nde mi geziyorlardı” diye. Sorun zaten Eminönü’nde gezerken değil, fikirlerini savunurken kaybedilmiş olmaları. 
 
Cumartesi Anneleri onların politik mücadelesine sahip çıkıp, fotoğraflarını taşıdıkları için biliyoruz her birinin adlarını. 700 hafta boyunca hiç vazgeçmedikleri için biliyoruz. 
 
Onlar fikirleri için direnenler, demokrasi için, sosyalizm için, halkların kardeşliği için direnenlerdi. Bugünün devrimcilerine bir direniş geleneği bırakabilmek için direndiler. 
 
Yargılanmadılar, cezaevine atılmadılar, idam edilmediler... Yani onları kaybedenler “suç işlediniz” diyebilecek kadar bile yüzü olmayanlardı. Onları alçakça kaybettiler, kaybettiklerini yıllarca reddettiler, ailelerine kemiklerini bile vermediler. 
 
Siz hiç çıkıp yaptığı katliamla övünen bir sağcı gördünüz mü? Göremezsiniz. Hiç bir zaman meşru olmadılar. Bu yüzden hep “bize dedirtemezsiniz” çabaları. 
 
*****
 
Darbeci geleneğin, Ergenekon’un ve bugün Ergenekon ile ittifakını yeniden ilan eden Soylu’nun anlamadığı şudur; biz kaybettiğiniz her bir yoldaşımızın direnişinden ilham alanlarız. Elbette bugünün zulmüne direnenlerden de gelecek kuşaklara ilham vereceklerdir. Katliamlarda dahi herkes ölmez. 
 
Cumartesi Anneleri bu saldırılarla ilk kez karşılaşmadı. İlk 274 haftasında Galatasaray Meydanı’nda her hafta yeniden gözaltına alındılar ama yılmadılar. Ergenekon davasını gündeme gelince izlemediler, “yesinler birbirini” diyerek kenara çekilmediler, 275. haftalarına yıllar sonra bile direnerek geldiler. 
 
Cumartesi Anneleri direnişiyle o meydanlarda her hafta oturmasıyla; bu ülkenin demokrasi savunucuları ve biz sosyalistler yıllarca Ergenekon davasının da peşine düştük, Kenan Evren’in de, Tahsin Şahinkaya’nın da. Yıllarca o meydanda oturmaktan vazgeçmedik.
 
*****
 
Berfo Ana, Cumartesi Anneleri’nin simgesi olduysa eğer, herkes 12 Eylül’de nasıl yenildiğini anlatırken, o bu ülke tarihinin darbe geleneğinin temsilcilerinden Kenan Evren’den korkusuzca hesap soranlardan biri olduğu için simgedir. Hiç “mağdurum” demedi, “benim oğlum devrimciydi, ne olmuş”, “Kenan Evren bana oğlumun kemiklerini vereceksin”
dedi yıllarca.
 
Darbeyle hesaplaşıyoruz yalanları atanlar Berfo Ana’yı çok haklı bulduğunu anlatırken ne kadar da demokrat pozlar veriyorlardı. Sonra sessizce kapattılar konuyu. Şimdi de bu haklılığa saldırıyorlar.
 
Berfo Ana’nın Cemil Kırbayır gelir diye açık bıraktığı kapılardan geçenler, o günün mücadelesini bugünlere taşımak üzere fikrini yaşatanlar, Cumartesi Anneleri’nin mücadelesini yine bayrak yapıp, hiç bir iktidara bırakmadığı gibi yine bırakmayacak.
O kapılardan geçtik biz, o meydanlarda büyüdük, o meydanlardan uğurladık Cumartesi’nin annelerini babalarını.
Şimdi elbette size “devlet bu insanları gözaltına kaybetti, suç işledi” dedirteceğiz.
 
AKP’nin demokrasi naraları, gaz fişeklerinden çıkan dumanları kadardır. 
Biraz etki yayar sonra havaya karışır gider. 
Gerçekten direnenlerin sloganları ise, bir sonraki kuşaklara geçer.