Savaşlarda en çok zarar gören tarafın kadınlar olması, insanlık tarihinde defalarca deneyimlenerek öğrenilmiş bir insanlık tarihi gerçeğidir. 

 
Savaşan devletler ya da topluluklardan kaybeden taraf bile değil, her iki tarafın da içindeki kadın nüfusu en ağır bedelleri öder. Ezilen cinsiyet olmanın, kadın erkek eşitsizliğinin getirdiği bu bedel, savaşı kazanan tarafta kaybeden kadar ağır olmasa da yine ayrımcılıkla yaşanır. En basitinden günümüz kapitalizminde savaş ekonomisinin getirdiği koşullarda ilk işsiz bırakılan genellikle kadınlardır. 
 
Tarihte bunun tersinin olduğu durumlarda olmuştur; 1. Dünya Savaşı yıllarında cepheye giden erkeklerin yarattığı boşluk mecburen kadın iş gücü ile doldurulmuş, kadınların büyük topluluklar halinde üretim alanına girmesinin sonucunda modern haklarını savunma bilinci de gelişmiştir. Oy hakkı mücadelesinde ve kazanımla sonuçlanmasında bu olguların büyük payı vardır.  Ancak bu yıllar kapitalizmin yeni doğduğu ve emek gücü oluşturacak nüfusa ihtiyacı olduğu günlerdir. Yapısı gereği işsizlik ve kriz üreten sistemin yüzyılımızda vardığı nokta değişti, işsizlik her iki cinsiyet için ve özellikle genç kuşaklar için birinci mesele haline geldi. Ve herhangi bir kemer sıkma politikasında ilk işsiz bırakılan da kadınlar oluyor. 
 
Herhangi bir zamanda herhangi bir ülkede yıllar boyunca böyle olur; kadınlar savaşta ağır bedel öder,“ganimet” olarak görülür. Barış içinde yaşamak tüm toplum için yaşamsal farklar yaratır ama kadınlar için böyle boyutları olması onları barış mücadelesinin önemli bir öznesi yapar. 
 
Yani kadınlar doğaları gereği barışçıl ve iyi olmalarından kaynaklı değil, nesnel olarak çıkarları gereği, bedel ödeyen büyük bir çoğunluk olduklarının farkına varmaları ve rasyonel bir politik tercih yapmaları sonucu savaşa karşı mücadele verir, barışı savunur. 
 
Türkiye’de, Ortadoğu’nun hemen yanı başında bu kadar genel ve soyut konuşmak durumunda değiliz. Suriye’li ve Ezidi kadın kardeşlerimizin ve son dönemde tüm Türkiye toplumunun yaşadıkları apaçık. İnsanlık adına her tür değere düşman IŞİD kadın düşmanlığını da bambaşka bir vahşet seviyesine taşıdı. Binlerce kadın erkek egemenliğinin çok korkunç çeşitli boyutlarsını yaşarken, hayatını insanlığı ve kadınları zulümden kurtarmaya adamış devrimci kadın kardeşlerimiz ise Suruç’ta bombalarla parçalandı, İstanbul’da annelerinin gözleri önünde yargısız infaz edildiler.
*
 
Bugün kadınların ana gündemi olan kadın cinayetlerini durdurmanın da yolu da savaşı durdurmaktan geçiyor. Birincisi savaş gibi şiddetin tırmandığı bir iklimde erkek şiddetinin de önünü almak zor hatta imkansız. İkincisi kadınların çözüm bekleyen sorunları, hayatımızda bu kadar ağır bir konu var ve sürekli her tür ölüm haberi alıyor iken gündeme bile gelemiyor.  Bunun açık örneğini seçim sonrası yaşanan, ne yazık ki çok kısa süren iyi dönemde yaşadık. Savaş gündeme gelmeden önce, yeni meclisin kadınlar için yarattığı imkanları konuşuyor ve buna göre eylem planı yapıyorduk. Bütün basın bize mikrofon uzatıyor, kadın cinayetlerinde tüm toplumun talep ettiği çözüme yaklaşıyorduk.
 
Savaş gündemi ile hepsi tarumar oldu. 
 
Kadınların mücadeleyi ilerletecekleri, yeni haklar, imkanlar kazanacakları seviye durdurulmuş oldu. Dolayısıyla diyebiliriz ki, savaşlar kadınlara nesnel ve çok yönlü bir zararlar veriyor. Pasif bir kurban olarak etkilemiyor, aktif bir mücadele öznesi olarak da kadınların kazanımlarını durduruyor, erteliyor. 
 
Kadınlar sonuna kadar barışı savunmalı, barış için mücadele etmelidir. Biz kadınlar için, en büyük kuvvet ile, elinden geleni yaparak savaşı durdurmak acil ve hayati zorunluluktur.