Yıl 2018 ve artık 8 Mart’lar bir başka… İlk kez geçen sene tecrübe ettiğimiz Dünya Kadın Grevi çağrısı bu sene de yapıldı. Geçen yıl kadınlar “%99’un feminizmi” hedefiyle, 8 Mart’ı yüz yıl önce onu doğuran anlama kavuşturmak için dünya çapında grev örgütlemişti. Bildiğimiz anlamda emek örgütlerinin katılımıyla iş gücünü durdurarak değil, tarihsel olarak kadınların üzerine yıkılan işlere, erkeklerin el koyduğu karşılıksız emeğe atıfla yapılan grev, sırf kadın olduğumuz için ortak başımıza gelenlere dünya çapında güçlü bir cevabın biçimiydi bizim için.

 

Nasıl ki 8 Mart tarihsel olarak yüz yıl önce grevle doğup, ardından kadın hareketi giderek uluslararasılaştı ise bir bakıma yine öyle oldu. Kadınlar dünya çapında bütün bir yılı mücadele ile geçirdiler, ülke ülke birbirlerini izlediler, birbirlerinden güç aldılar, öğrendiler ve her günü 8 Mart yaptılar. Geçen yıl attıkları adımın hakkını verdiler.


Her ülkede kendilerini yakan temel meseleler için mücadeleye yıl boyunca devam eden kadınlarla, bütün bu somut meseleler de dünya çapında bir harita gibi birleşiyor, kadınların örgütlü gücü de benzer biçimde bir ağ gibi ilişki içinde birbirini etkiliyor.

Seneyi, Batı’da başlayıp, hac ziyaretlerinde yaşadıklarını ifşa eden kadınlara uzanan, dünyayı saran tacize karşı mücadele “Me Too” eylemleriyle, bu eylemlerin etkisiyle kendini cesaretle gösteren eşit işe eşit ücret mücadelesiyle, tarihi Akdeniz havzasındaki ülkelerde can yakmaya devam eden kadın cinayetlerini durdurmaya çalışmakla geçirdik. Dünyanın birçok ülkesinde üreme haklarımız için eylemlerde,  molla rejimine karşı özgürlük arayışında,  yaşam tarzımıza karışılmasına karşı hayatımıza sahip çıkmakla, belli coğrafyalarda yüz kızartıcı biçimde süren çocuk yaşta zorla evliliğe, çocuk istismarına karşı çocuklara sahip çıkmakla, kısacası her ülkede kadınların kadınlara, çocuklara tiranlık yapanlarından kurtulma mücadelesiyle geçirdik.

Kadınların bu hiç durmayan hareketi, bu amansız çabası feminizmi yılın sözcüğü yaparken aslında bu yılı da feminizmin yılı yapıyor: Gerçekten de “Sel Durulmuyor”.  Dünya Kadın Grevi çağrıcıları, bu başlığı kullanmakta çok haklı; kadınlar durmuyor, sel durulmuyor. Yakın örnek hemen yanı başımızda, İran’da genel hareket durduğu halde kadınlar asla durmayıp özgürlük arayışına devam ediyor…
 

Herkes sussa da, kadınlar susmuyor. Türkiye’de de benzer biçimde yaşıyoruz; geçen yıl 8 Mart OHAL şartlarında yapılan güçlü eylemler ile bütün topluma ümit vermişti. Nitekim bu mücadele hemen ardından gelen referanduma da ışık oldu. Türkiye’de demokrasiden uzaklaşmaya hayır diyenler kazandı. Ancak kazanmamıza rağmen hukuksuz biçimde sonucun değiştirilmesi; referandum dönemeci, ülkedeki muhalefet üzerinde daha ağır baskı yaratırken, kadınlar yine durmadı. Adalet yürüyüşünde yollar yürüdü, yazın sıcağında OHAL baskısı altında “Kıyafetime Karışma” diyerek sokakları doldurdu.
Sene boyunca dünyada da, Türkiye’de de ümit veren mücadele dinamiği olan kadınlar hem diğer mücadele alanlarına örnek oluyor, hem onları da; bütünü sahipleniyor. Kendi haklarına kastedildiği her durumda, bazen bir gün içinde birden çok sayıda konuyu gündeme taşıyor. Öte yandan sadece kendisi için değil toplumsal sorun yaratan her konuda önderlik ediyor; çocukların hayatına, eğitime, doğaya, bütün canlıların haklarına, barışa, ülkesinin geleceğine sahip çıkıyor. Kadınlar da, kadınların hareket tarzları da dünyanın bir çok ülkesinde birbirine benziyor; ABD’li kadınlar Me Too derken, Trump’a karşı ülke tarihinin en büyük eylemlerini yapıyor, Güney Amerika’da kadınlar liselerde eğitim hakkı, yerlilerin toprak hakkı, herkesin insan hakları için de meclisler kuruyor, savaşın sürdüğü coğrafyalarda barış için, İran’da molla rejimine karşı mücadele ediyor.  
 

Hiç kuşkusuz kadınların tüm toplumsal sorunlara sahip çıkmaları ve birbirleriyle enternasyonal bağlar kurmaları yeni değil ama feminizmin son durgunluk döneminde durum böyle değildi. Bu bakımdan son dönem yükselen hareket ve harekete yeni örgütlenme biçimleri arayışı yeni. Grev çağrısı; “Uluslararası mücadele gününü tabandan örgütlenen, antikapitalist, çalışan kadınlarla, onların aileleriyle ve dünyadaki tüm müttefikleriyle %99’un feminizmini oluşturmak için …” yapılıyor.  Bu çağrının karşılık bulabilmesi bildiğimiz yollarla; bilinen kadın örgütleri ve mücadele eden kadınların yan yana gelmesiyle mümkün olamaz. Kadın hareketinden, feminizme şimdiye kadar olmayan bir ilgi söz konusu ise kıymetini bilmesi ve onu kalıcılaştırmanın sorumluluğu ile davranması beklenirdi, öyle de oluyor. Dünya kadınları da, Türkiye’li kadınlar da ortak ve güçlü mücadele için yeni örgütlenme formları arıyor. Bu örgütlenme hedef  %99 ise %99’un eşit haklarla katılabileceği, kendi somut sorununu ifade edebileceği, çözüm arayacağı bir zemin olarak Meclisler olabilir, nitekim  dünya kadın grevi de bir örgütlenme biçimi olarak bunu deniyor. Tıpkı, Türkiye’de “Kıyafetime Karışma” diyerek bir araya gelen birbirinden çok farklı kadının dağılmayıp Kadın Meclisleri ile süreklilik kazanma çabası gibi, örneğin İspanya’da da kadınlar meclisler kuruyorlar. Liselerde bile…Ne güzel…
 

Dünyanın bütün kadınları ne kadar farklı olsak da, ne kadar benziyoruz. Kadın düşmanlığı; mizojininin dünya çapında yükseldiği, ülkelerimizde bunu yansımalarını gördüğümüz koşullarda, haklarımızı savunmak için farklı yönlerimizi kaybetmeden bizi birleştiren ortak çıkarımızı birlikte sahiplenmenin tek yol olduğunu görüyor, akıl ediyor kadınlar. Tek bir feminizm yok ama birbirine benzeyen benzemeyen kadınların ortak sorunlarına sahip çıkmak için tek bir yol var: Demokratik biçimde herkesin eşit haklarla bir araya geldiği tıpkı bir sendika gibi kadınların çıkarını savunan bir zemini, hiç tanımadığımız kadınların katılabildiği bir örgütlenmeyi sürekli kılmak, büyütmek.
 

Bunu yaptıkça görüyoruz ki,  “Asla yalnız yürümeyeceğiz”. Bu söz en tamamlanmış anlamına kavuşuyor; Türkiye’de şu ya da bu ilde Kadın Meclisi örgütleyen kadınlar, Türkiye çapında yalnız olmadığını birçok başka ilde aynen ona benzeyen kadın kardeşleri olduğunu görüyor.  Daha ötesi, işte kilometrelerce ötede, örneğin İspanya’da da kendine benzeyen aynı arayış ve tecrübeyi biriktiren kadınlar var.
 

Öyle yalnız değiliz ki; kadınlar adeta dünyanın kadın haritasını ve gücünü birlikte oluşturuyorlar.  Hiç kuşkusuz büyük bir çaba harcayarak, sürekli mücadele ederek ilerliyor harita… Ama sonunda dünya çapında kazanma imkanı olan bir mücadele bu, her şeye değer.  Evet, sel durulmayacak, kadınlar durmayacak, kadınlar kazanacak.