İran’da halk sokaklara döküldü.
Demek ki olabiliyor. İran’da dahi olsanız, molla rejimi altında dahi olsanız itiraz edebilirsiniz. İsyan edebilirsiniz. Direnme, güzel günler için mücadele etme arzu ve umudunu kaybetmeyelim.
Uzaktan bir baktığımızda, gelişmelerin bazı yönleriyle Gezi hareketine benzediğini görebiliyoruz. Üzücü bir benzerlik yönü hareketin politik hedef kuşanmasını ve kendini bir sonraki aşamaya taşıyabilmesini sağlayacak bir çekirdek siyasal devrimci örgütün etkili olarak rol alamaması.
Bu tarihsel bitki örtüsü o düzeyde bir leoparı besleyemiyor ama bitki örtüsünün geliştiğini izliyoruz.
*
Örneğin yoksullar çıktı sahneye. Enflasyona, işsizliğe, gelirin adaletli bir şekilde dağıtılmıyor oluşuna itiraz eden İranlılar. İranlılar diğer İranlılara itiraz etti. İranlılar İran devletine itiraz etti. İranlılar bir İranlı olan Hamaney’e ve Ruhani’ye “hayır” dedi. Bunlar İranlı ise gerisi teferruattır, ben bunları çok severim demedi.
Bunlar, tarihsel bitki örtüsünde büyük ormanların işareti olan yapraklardır.
Ulusunu çok sevmekler azalacak, halk sınıflarının bilinci yükselecek.
*
İran’daki halk, İranlı oluşumuz, Şii oluşumuz tamam da ekmek nerede diye soruyor. O şanlı soruya geri dönüyor. İran halkının hareketinde o ekmeğin kokusunu alıyoruz.
“İranlıyla, Şii’yle dip dibe ne kadar dursam usanmam” değil artık. Kimle yaşayacağı değil nasıl yaşayacağı sorusu yükseliyor. Bütün İranlılar aynı salona hınca hınç dolduğunda karın doyuyor mu? Su içilebiliyor mu, su artıyor mu? Penceremizden daha çok ışık giriyor mu? Güzel notalar yükseliyor mu gökyüzüne oradan? Oraya nur iniyor mu?
İşte bütün bunlara “hayır” diyor o güzel sinemanın yapıldığı ülkenin halkı.
Kimle yaşadığımı boş ver, nasıl yaşayacağım diyor. İçi içine sığmıyor.
Ekmek, su, nota ve ışık istiyor.
*
“Nasıl yaşayacağım?” inanılmaz güzel bir sorudur. İçeriğiyle ve dışarıda bıraktığı kavramlarla.
Önemli soruların anasıdır.
Önemli soruların başlangıcıdır.
“Nasıl yaşayacağını belirleme” macerasına başlatır insanı. O macera da zor ama güzeldir. Nasıl yaşayacağını belirlemek istersin. Herkesle birlikte nasıl yaşayacaksın. Herkesle birlikte eşit yaşamanın tadını yakaladıysan onu istersin. O güne kadar bir eşitsizliğin saltanatını sürenler, ilk karşına çıkanlar olacaktır. Onlarla uğraşmak az buz değildir. Onlarla uğraşman ciddileşirse, iş bir ölüm kalım meselesine dönüşür neredeyse.
İşte o zaman halk sınıflarına bir soru daha lazım olur.
“Ne yapmalı?”
*
Tarihin en muhteşem sorusu budur. Bıçağın keşfi gibi.
Hayat o zaman değişme yoluna girer.
“Nasıl yaşayacağım” diyenler, “nasıl yaşayacağımı belirleyebilmek için ne yapmalıyım” demeye başladığında. Gök gürler, şimşekler çakar, büyük sağanaklar gelir. Yağmur hasreti biter. “Yağmurdan Önce” biter. Büyük bir güneş kendini dünyaya gösterir.
Evlerimizin pencerelerinden dolacak olan ışık odur.
*
Mesele, Türkiye’de ve İran’da “nasıl yaşamalı?” sorusuyla “ne yapmalı?” sorusunu birleştirmek meselesidir. O hercümerç günlerine o zaman geleceğiz. O güzel günleri göreceğiz.
Sorularımızı kuşanmışız, kulağımız kirişte, gözlerimiz ufku tarıyor.
İran’da bir kadın saçlarından çıkardığı örtüyü bir bayrak gibi savuruyor uzay boşluğuna. Kadınların sadece ekmek değil gül de istediğini bir kez daha anlıyoruz.
Nasıl İran halkı sadece İranlı olmaktan sıyrılabiliyorsa, İranlı kadınlar da örtülerinden sıyrılıyor.
Sıyrılamaz artık denilenler bütün “yeter” dediklerinden sıyrılıyor.
Geriye yalın, pürüzsüz, cam gibi dünya vatandaşları kalıyor. Dünya vatandaşı olmanın hırsı ve hedefleriyle.
Enternasyonalizmin büyük evinde buluşmak ve içimizin içimize sığmadığı ölçülmez sevinçleri yaşamak üzere, selam olsun İran halklarına.