Taksim’i yasaklamak kolay da uygulaması zormuş değil mi?

Meşru bir gösterinin şehir merkezinde yasaklanması çok zordur çünkü.

Yasaklayabilmek için her sene yasaklamanız ve her sene uygulamanız gerekir. Devamlılık gerekir. Sebat gerekir.

Kime karşı?

Bütün bir şehre karşı. Bütün bir topluma karşı.

Çok büyük bir projedir Taksim yasağı. Her sene daha büyük bir coğrafi alanı gerektirir.

Eğer AKP bu yılki Beşiktaş, Şişli ve Okmeydanı direnişinden rahatsız oluyorsa, gelecek yıl demir bariyerlerini Mecidiyeköy’den değil Gayrettepe’den; Ortaköy’den değil Sarıyer’den; Unkapanı’ndan değil Eyüp’ten, Fatih’ten başlatmalıdır.

Bu büyük coğrafi alanın toplumsal ve siyasal faturası da daha ağır olacak ve AKP boyunun ölçüsünü alacaktır.

Devam edelim ve görelim.

Acaba Türkiye solu bu işten yılar mı? Yılanlar olur. Her zaman olacaktır. Onları boş sokaklar gibi arkamızda bırakarak yürüyeceğiz.

Taksim için direnmek solun kaderidir. Bundan kaçamaz, geri çekilemez.

Kaderini kabullenmek onun en güzel kararlılığı olmalıdır.

Solun Taksim’den geri çekilmesi, bir kısım solun çok meraklısı olduğu gibi “yerellerin” mezarlığına gömülmesi demektir. Merkezi otoritenin tamı tamına istediği de budur işte. Türkiye’yi kendisinin yönetmesi, solu yerellerin solu yapması.

*

Ama ne oldu?

Beşiktaş’ta devrimciler sonuna kadar direndi.

Hatta sokaklara geri çekilmiş olmasına rağmen, bir aşama sonrasında Barbaros Bulvarı’na çıkmayı başardı. Bunu başarabilmesi inanılmazdı. Ana caddeye çıkabildiği gibi orada tutundu da. Dağılmadı. Kurduğu barikatlarıyla kendisini yola çivi gibi çaktı.

AKP o otuzdokuzbin kişilik polisi, elli TOMA’lık gücüyle devrimcileri yüz yüze püskürtemedi.

En sonunda TOMA’larıyla arkadan saldırmak zorunda kaldı.

Centilmenlik bitti.

Devlet siyah takım elbisesini çıkarıp atletiyle dövüşmek zorunda kaldı.

En büyük ilim kendinin ne olduğunu bilmekse, bunu bilelim.

Bilerek ilimde ilerleyelim.

*

Taksim’i savunanlar netleşiyor.

Gezi Direnişi’ni savunanlar netleşiyor.

Forumları-Park Meclislerini savunanlar netleşiyor.

Saflaşıyoruz. Saflaşmamız çok daha önceden olmalıydı. Sol içinde yani. Bence gecikmişti.

Şimdi çok sağlıklı saflaşıyoruz.

Saflaşmanın en doğrusu ve bilimsel olanı kafa sayısına göre değil konusuna göre olanıdır.

Konularımıza göre saflaşıyoruz. Sınıflanıyoruz.

Beşiktaş’ta konularımıza göre saflaştık, safları sıklaştırdık ve sınıfı savunduk.

Kiminle savaşıyorsak onunla saflaşacağız.

Bu havalarda, en olumsuz hava koşullarında savaşanların da safları yükseliyor artık.

Onlar yalnız olsa da sonuna kadar yürürlerdi ama yalnız değiller ve asla yalnız yürümeyecekler artık.

Taksim’i, Gezi’yi, Forumlar’ı savunmanın…

İşçi sınıfını, 1 Mayısı, devrimi ve sosyalizmi savunmanın…

Mahir Çayan’ı ve bütün devrim şehitlerini savunmanın birleşik mücadelesini ilmek ilmek örüyoruz.

Her gecenin sabahı, her kışın bir baharı var.

İşler hep eski tas eski hamam devam etmeyecek. Eski köylere ve “yerellere” yeni adetler, yeni tartışmalar gelecek.

Taşlar yerinden oynayacak.

Sular dalgalanacak sonra tekrar yeniden durulacak.

“Aheste çek kürekleri mehtap uyanmasın” dönemi kapanacak.

Mehtap uyanacak!