Hayatın akışına bakarken oluşan reaksiyon olarak “biz neler gördük neler” gibi bir duygu var. Aynı zamanda hiç biricik değiliz. Tarih de bizim gibi nicelerini gördü, görecek. Uzaydaki yaygın karbonun bir tezahürüyüz.

Marks’ın, Kapital adlı ölümsüz eserinin önsözünde sarf ettiği bir söz var: “Anlatılan senin hikâyendir.” Çoğunluk bunu “bir hikâye anlatıyorum” derken kullanıyor genelde. Çok eskiden “Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi” çıkarken de bu motto kullanılmıştı. Romalı şair Horatius’a ait olan söz aslında daha sertti. “Ne gülüyorsun? İsimleri değiştirirsen, anlattığım senin hikâyendir.”

İşin özü, vurgu herhangi bir hikâye anlatmakta değil; sürekli ortaya çıkan bir hikâyeyi anlatıyor olmaktaydı. İlk kez rastladığımız ya da sadece bir yere özgü olarak gerçekleşmiş olan bir hikâye değil.

Marks, Kapital’de İngiltere’deki kapitalizmin seyrini, yapısını ve işleyişini anlatıyor gibiydi ama aynı zamanda Alman işçi sınıfına “bu senin de hikâyendir” diyordu. Bu yalnızca İngiltere’de oluyor sanma. Sende de oluyor. Diğer ülkelerde de olacak. Ona göre davran. Gülme.

AKP-Saray çizgisinin dayattığı rejim, sadece bize dayatılmadı ve sadece şimdi olmadı.

Soğukkanlı olalım. Onları yenebiliriz. Daha önce yendiklerimiz gibi yenebiliriz.

7 Haziran’da yenmiştik örneğin ve Gezi’de.

*

“Hep bir hallı Turhallıyız, biz bize benzeriz” diyor Cem Karaca. Biz sadece bize benzemeyiz, başkalarına da benzeriz. Sorunlarımız ve iyi yönlerimiz de başkalarına benziyor.

AKP-Saray çizgisi kayda değer bir kitle desteği yaratarak bir diktatörlüğe doğru ilerliyor. Bu daha önceki 12 Eylül rejimine oranla istikrarlı bir kitle desteği bulabilen bir hareket. Bir parti olarak örgütlü. Kitleleri ikna edebilen ve sürükleyen bir ideolojik formu var.

Diktatörlüğe, faşizme yönelen ülkelere elbette ki bu türden benzerlikler olmakla birlikte benzemeyen yönler de var. Bunları karşımızdaki gücün zayıf yönleri ve önümüzdeki imkânlar olarak not etmeliyiz.

Olumsuz bütün verilere rağmen şu anki iktidar bloğu derin ayrılıklar içeren bir parçalılığı taşıyor durumda. AKP-Saray çizgisi Avrasyacı olan ve olmayan askeri bürokrasiyle iktidarı paylaşıyor. Bu parçalı yapıyla yürümeye çalışmak onun için büyük riskleri beraberinde getiriyor. Sonuç olarak ülkeyi zapturapt altına alabilmek üzere yekpare, çok yönlü, dayanıklı bir güç temeline sahip değil.

Dünya çapında gidişatı belirleyen güç merkezlerinin neredeyse tamamıyla ilişkiler bozuk. Bu bize uluslararası düzeyde sağlam bir arka plana dayanarak iş yürütülebilmesinin son derece zor olacağını gösteriyor. Mevcut konum alışın uluslararası düzeyde fayda yaratacak hamlelere imkân vermeyeceği çıkarsamasını yapabiliriz. Bunun kanıtını Ortadoğu’da yayılmacı güç olma girişimlerinin büyük bir başarısızlığa uğrayışında görüyoruz.

Ortadoğu’da genel yayılmacı eğilim dışındaki en büyük motivasyon Kürt halkının Suriye ve Irak’ta politik haklar elde edebilir olmasını engellemekti. Bu hiçbir düzeyde başarılamadı. Kürt halkı yaşadıkları bölgelerde söz, yetki, karar hakkı kullanabildikleri pozisyonlar elde ettiler ve bunu sürdürüyorlar.

*

Sermaye sınıfı anti-demokratik koşulları kendi işleyişi açısından sorun olarak görmeyebilir ya da o koşullarla uzlaşmayı seçebilir. Büyük sermaye uzlaşmayı seçtiğinde bu kez de uzlaştığı paket, diğer herhangi bir kapitalist ülkedeki anti-demokrasi paketinden çok daha büyük olacaktır. O pakete, kendi konumunun sarsılması, laikliğin akamete uğratılması ve sadece baskıyla sonuç almaya kilitlenmiş belirsizlik süreci dahil. Mukayese edecek olursak Trump’ın kendi sermaye sınıfının karşısına bu kadar rahatsız edici ve macera dolu bir paket götürdüğünü söyleyemeyiz.

Zorlanmadan diktatörlük yaratacak kadar yetkin değiller. Ne var ki “dengeler diktatörlüğe zaten izin vermez” demek de çok mümkün değil. Tablonun her yönüne bakıyoruz ve bakmalıyız. Mesele böyledir. Kolay sorular ve onların kolay cevapları yoktur. Sınıflar mücadelesinin haritası her an gözümüzün önünde olmalıdır. Açık ve yürünebilir yolları saptayabilmeliyiz. “Hangi yöne doğru yürürsek yürüyelim” diyemeyiz. Ne yöne doğru yürüyeceğimizi, neye ağırlık vereceğimizi bilmeliyiz. Yürümek zahmetlidir, yanlış yöne doğru yürümek ise felaket.

İşin en kötüsü ve yanlış olanı ise şu an “saha hiç müsait değil, ben güneş açınca yürüyeyim” demektir. Güneşin açacağını bize kim söyledi ve garanti etti. Anahtarı güneşli bir yerde kaybetmedik. Orada arama ve bulma olanağımız yok.

Hayır sonucu çıkarmak için kan ter içinde uğraşıyorken, “kitleler bunun yerine sosyalizmi isteseydi bütün sorunlar çözülürdü” denilmez. Kaldı ki kitleler Ekim Devrimi’ne dahi doğrudan sosyalizm isteyerek yürümediler. İstedikleri savaşın bitmesi, kısa iş günü ve toprak reformuydu. İlerde halk sosyalizm isteyecek, ilerde çok örgütlü ve güçlü olacağız diyerek siyaset yapılamaz. Siyaset güncel sorular sorar ve güncel cevaplar ister. Yarınlara kaçanlara iyi gözle bakmaz.

*

Evet çıksa dahi güçlü bir mücadele sürecektir.

Hayır sonucu çıktığı takdirde durum tamamen değişir. Hele bir çıksın.

Hayır sonucu, 7 Haziran sonuçlarından daha üstün bir moral ve özgüven kazandıracaktır toplumsal muhalefete. Muhalefet 7 Haziran deneyimini yaşadı ve ona dayanarak daha hazırlıklı olmayı becerebilir.

Hayır sonucu çıktığı anda, AKP-Saray çizgisinin son çırpınışları başlamış demektir. Ne yaparlarsa yapsınlar bir daha ayakta kalamazlar. Tek vasfı gerçeklere uzak kalmış bir toplum kesiminden çok oy alabilmek olan yapının boyaları pul pul dökülecek. Bu referandum aynı zamanda Erdoğan için bir güvenoylaması niteliğinde. Kaybettiğinde kendi konumunun meşruiyetini de kaybetmiş olacak.

Referandumun sonucu 7 Haziran’daki %13 sonucundan çok daha farklı bir manzara yaratacak niteliktedir. Oran artık %13 değil %50’nin üstü olacaktır. Sol, toplumla birlikte, çok değerli bir deneyim yaşayarak kritik bir eşiği aşmış olabilir. Sonrasında toplumun geneline seslenebilmek ve AKP-Saray çizgisini iktidardan uzaklaştırabilmek üzere yeteneklerini geliştirmiş olarak sahneye çıkabilir.

Referandumdan hayır çıkmış olması koşullarını bile mücadele etmek için kendisine yeterli bulmayanlar bu işlerle daha fazla uğraşmasınlar. Sessizce köşelerine çekiliversinler. Onlardan başka bir şey istemek mümkün değil.

*

Referandumdan hayır çıktığı takdirde ülkenin makûs talihi ancak o gün yenilmiş olur.

Talihli günler başlar. Şans hazırlıklı olan devrimcilere güler.

Yeter ki halkımız şu kalleş teklifi elinin tersiyle itsin.

Egemenliğine kayıt ve şart koydurtmasın. Egemenlik benimdir desin.

Egemenlik benimdir dediğinde gelecek de onun olacak.

O zaman yarını bugünden kurmaya başlayacak.

hakanozturk1871@gmail.com