Anayasa süreci ilerliyor.

Elbette ki AKP kendi işine gelen bir anayasa hazırlamak için çirkin bir çaba sarf ediyor.
 
Devrimcileri ve Kürt hareketini tutuklamalar yoluyla yıldırmaya çalışıyor. Her ne sebeple olursa olsun tutuklama. Tutuklamaların makul sayılmasıyla ilgili AKP’nin kafasında tek bir cümle var: “Ama size işkence yapmadık.” Bu da varsayımsal. Kimliği kontrol edilmek istenen bir kadının nasıl dövüldüğünün görüntülerini daha yeni izledik televizyonlarda. İşkence ve dayak kolluk kuvvetlerinin mekânlarında hala vaka-i adiyeden.
AKP neden böyle yapıyor.
Çünkü birincisi AKP her kötü şeyi yapma ihtimali olan, sağcı bir partidir. İkincisi aldığı yüzde elliye yakın oyun kendisine her şeyi yapabilme hakkı verdiğini zannediyor.
Ne var ki problem şu: AKP elini aldığı çok yüksek oyla, çok serbest hissederken gerçek bu değil. Toplum onu demokratik bir anayasaya zorluyor ama o bu ittirmeyi destek zannediyor. Ülkenin çok yakıcı gerçekleri ona demokratik bir anayasayı öğütlüyor ama o hala kaçacak yol arıyor. Dikkatleri dağıtmaya çalışıyor.
Sorunlar yığılmış durumda ya bunlar çözülecek ya da bir karanlığa doğru yürüyeceğiz.
Asker koşarak Napolyon’un yanına gelerek, “ Komutanım savaş yapamıyoruz” diye tekmil vermiş. Napolyon çok şaşırmış ve kızarak, “Neden?” demiş. Asker “Komutanım kırk tane nendi var” diye cevaplamış. “Say bakiyim” demiş Napolyon meraklanarak. Asker en yüksek sesle, “Biiir” demiş, “Barut yok!” Napolyon “Tamam, yeter” demiş, “Daha sayma.” 
Ey AKP anlamıyor musun?
“ Biir, bu ülkede barış yok! Memleketin bir tarafı oluk oluk kanıyor.”
AKP’nin sevgili danışmanlarına sesleniyorum. Buna “ama öbür tarafı kanamıyor” diye cevap verilmez. Garibim Tayyip Erdoğan’ı da yanıltıp felakete sürüklemeyin.
İnsanın bil eli ya da bir kolu kanıyorsa o insan kanıyor demektir. Öteki eli, kolu ya da bacağı kanamıyor diye insan rahat olmaz. Kürt meselesi çözülmeden, o kanayan yara kapanmadan hiç birimize huzur yoktur. Anayasa o yarayı kapatmak üzere hazırlanmayacak ise her şey boşa düşer.
Sadece Kürt meselesinin ve dolayısıyla savaşın varlığı her şeyi kötüye götürmeye yeter.
İşçi sınıfının, işsizlerin, Karadeniz köylüsünün, kadınların, gençliğin ve Alevilerin ortaya koydukları meselelere hiç girmiyorum dahi.
Bu Tayyip Erdoğan için köprüden önce son çıkıştır, son.
Biz ne Süleyman Demireller, Tansu Çillerler, Bülent Ecevitler gördük. Hepsi çok oy almışlardı ama halkın sorunlarını çözmeyince yok olup gittiler. AKP toplumsal dinamikler nehrinin yolunu bu derece kesmeye devam ederse, nehir yatağını değiştirmeye kalkışacaktır. Buna emin olsun.
Eğer geri kalan yüzde elli kanıyorsa ama benim yüzde ellim kanamıyor diyemezsin.
Eğer Tekel işçisi işinden-aşından ediliyorsa ama diğerleri iyi diyemezsin.
Bu ülkede on milyon işsiz varsa ama diğerleri çalışıyor diyemezsin.
Kürt halkı anadilini eğitim için kullanamıyorsa ama Türkler kullanıyor diyemezsin.
Karadeniz köylüsü deresi için direnirken sen benim villamda havuzum var diye övünemezsin.
Kadınlar her Allahın günü kadın cinayetlerine kurban gidiyorsa ama erkekler yaşıyor diyemezsin.
Zorunlu din derslerinden ötürü Aleviler mutsuzken ama Sünniler mutlu diyemezsin.
Emekçi çocukları üniversite harçlarını ödeyemezken ama diğerleri gayet güzel ödüyor diyemezsin.
İnsanlar farklı cinsel eğilimlerinden ötürü aşağılanmaya çalışılıyorken sen onur kazanamazsın.
Cumartesi Anneleri evlatlarının mezarı için ağlarken sen gülemezsin.
Bu ülkede ağlayan bu kadar çok iken bize gülenlerden bahsetme Tayyip Erdoğan.
Gülenlerin anayasasını mı yapacaksın, ağlayanların mı buna karar ver.
Ama şunu da bil ki bu sefer ağlayanlar peşini bırakmayacak.
Bu sefer ağlayanlar davasını divana bırakmayacak.
Dinlemezsen dinlettirecekler.
Anlamazsan anlatacaklar.
Öyle kısa mısa anayasa yok. Ağlayanların derdi ne kadarsa o kadar uzun bir anayasa olacak bu son yapılan.
Ağlayanların fikri ve örgütlü mücadelesi, emekçi halkın haklarını ve demokrasiyi koruyan bir anayasayı yaratacak.