Aynı ahmakça siyasete geri dönmek için büyük bir heves var.
HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırmak istiyorlar. Çok çok hatalı davranıyorlarmış. Kürsü dokunulmazlığı olabilirmiş ama diğer dokunulmazlıklar HDP’lilere fazlaymış. Dokunulmazlığa sahip olunca hemen şımarıveriyorlarmış.
Peki milletvekilleri sadece kürsüde mi konuşuyor?
Hayır. Her yerde konuşuyor ve her yerde bir hareketlilik içindeler.
Gün oluyor milletvekilleri çok zorlu bir eyleme katılıyor. Oradaki insanların kolluk kuvvetlerinden bir zarar görmemesi için en önde duruyor. Polis müdürleriyle karşı karşıya kalıyor. Onların tehditleri ve son derece kaba davranışlarıyla başa çıkmak zorunda kalıyorlar.
Polisler milletvekillerini her gördüğü yerde berbat bir polemik başlatarak “ben devletim” diye bağırmaya başlıyor. Neden çevik kuvvet polisi devlet oluyor da, milletvekili olamıyor onu anlamak zor. Örneğin vatandaşın kendisi neden devlet değil?
“Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” diye yazmıyor mu her yerde? Yazıyorsa, nasıl oluyor da bu hakimiyet bir anda kayıtsız şartsız “ben devletim” diyenlere geçebiliyor?
Bu soruların cevabı zor ve milletvekilleri bu zor meselelerle boğuşuyor.
Kürsüde dokunulmazlık var, polisin karşısında yok.
Sözüm ona dokunulmazlıkları mevcutken dahi polisler milletvekillerine gayet kolay dokunabiliyor. Dokunulmazlıklar kaldırıldığında ne olacağını varın siz düşünün.
 
*
Milletvekillerini boş verin. Kısa bir süre önce HDP’li iki bakanın içinde yer aldığı heyet Cizre’ye gitmek isterken Midyat’ta durduruldu. Sıradan polisler bunu rahatlıkla yapabildiler. Bakanlar dahi seyahat özgürlüklerini kullanamadı. 
Şimdi tutmuş dokunulmazlıkların kaldırılmasından bahsediliyor.
Bu memlekette dokunulmazlık değil, devletin herkese en aşırı düzeyde dokunma sorunu var. Devlet yol keser dokunur, şehirlere tankla girer dokunur, kitlelerin mitinglerde bombalarla ölmesine yol açarak dokunur. Dokunur oğlu dokunur.
Devlet bu güne kadar neye az dokunmuş ki, bugün daha çok dokunması gereksin?
Eğer sınırlandırılması gereken, dokunulmazlığı kaldırılması gereken bir kademe varsa o kalın zırhlarla kendisini kaplamış olan devlettir.
 
*
Dokunulmazlıkların kaldırılmasının gündeme getirildiği genel duruma bir bakalım.
Cumhurbaşkanı muhtarlara nutuk attığı toplantıda “mevzuatı bir tarafa koyabilirsiniz” sözünü sarf edebiliyor.  Anayasa Mahkemesi’nin Can Dündar ve Erdem Gül davasıyla ilgili olarak verdiği karar üzerine “karara uymuyorum, saygı da duymuyorum” diyebiliyor.
Anayasa Mahkemesi’nin o kararı sonrasında AKP derhal harekete geçiyor. Ne yapıyor AKP’liler? Mahkemenin işleyişine yönelik yasayı ve yönetmelikleri değiştirmenin derdine düşüyorlar. Verdiği bir karar üzerine mahkemenin dayandığı temeller değiştirilmeye kalkışılıyor.
AKP kendi getirdiği yasayı, işine gelmeyince kendisi mülga etmeye yöneliyor.
Bu ne fütursuzluk. Bu ne cüret. Bu ne hukuk tanımamazlık.
Herkes elini vicdanına koyup düşünsün.
Bu tablo içerisinde sınırlandırılması gerekenler milletvekilleri mi? 
Yoksa Tayyip Erdoğan, AKP ve mevcut devlet işleyişinin ta kendisi mi?
 
*
Bu konuyla ilgili HDP’li ve diğer soldan arkadaşlarımızın isabetsiz bir tutumu var.
“Dokunulmazlıklarımız kaldırılabilir” deyiveriyorlar hemen, “herkesin dokunulmazlıkları kaldırılsın”.  Sanki Danimarka’da yaşıyoruz. Zaten her milletvekilinin dokunulmazlığını asla kaldırmazlar. Kaldırsalar bile AKP’li, MHP’li gibi olan milletvekillerine hiç kimse dokunmaz.
Olan yine HDP’li arkadaşlarımıza, soldan arkadaşlarımıza olur.
Ne zaman bir sağcı yargılanmış da ceza almış memlekette.
Sadece yolsuzluk ve benzeri suçlamalar kapsamında dokunulmazlıkların kaldırılması yoluna gidilebilir.
Siyasi alanın içinde kalan konularla ilgili olarak dokunulmazlıkların kaldırılmasına, sonuna kadar karşı çıkılması en doğru tutumdur.
 
hakanozturk1871@gmail.com