Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven “insan dağda ölen örgüt üyesine de ağlar” mealinde konuştu ve herkes tel tel döküldü.

 

Olay yankılandı.

 

Müdür asıp keselim deseydi hiç sorun olmayacaktı. Gül gibi geçinip gidecektik.

 

Bülent Arınç ne yana düşer usta diye baktık. O müdürü canı gönülden destekledi. Diğer müdürler de böyle olmalı dedi. AKP-cemaat ikiliğinin cemaat yanına düştü yine.

 

Tayyip Erdoğan ise “noluyo orda benden habersiz?” diye kükredi. Eğer bu ülkeye bir ferahlık getirilecekse, onu da ancak ve ancak Tayyip Bey getirebilirdi. Tayyip Bey bu ülkede yapılabilecek hiçbir iyi şeyi kimseyle paylaşamazdı. Bu ülkedeki bütün iyi işleri o yapıyor gibi gözükmeliydi.

 

Onun döneminde en çok çamaşır makinesi satılmıştı.

 

Onun döneminde en çok duble yol yapılmıştı.

 

Lanet olası medya bunlarla ilgilenmiyor ve yetinmiyor, hemen emniyet müdürünün lafına sarılıyordu.

 

 

***

 

Ey Tayyip sadece kendi ağlamıyor oluşunla övünme. Sen zaten taş kalplisin ağlamazsın.

 

Akan kanı durdur müdürler de ağlamasın.

 

Akan kanı durdur analar da ağlamasın.

 

Gücün yetiyorsa akan kanı durdur hiçbirimiz ağlamayalım.

 

 

***

 

Çok eskiden televizyonlarda gösterilen bir oyun vardı. Bir yarışmacının kafasına görmesini engelleyen bir maske takılıyordu. Sonra da etrafa saçılmış tepsi büyüklüğünde puanları, görmeden toplamaya çalışması isteniyordu. Yarışmacı bazen bu puanları el yordamıyla bulur bazen de en yüksek puanları yanından geçip kaçırırdı.

 

Pek Sayın Kılıçdaroğlu’nu ben o gözü maskeyle kapatılmış yarışmacılara benzetiyorum.

 

Sanki hep körlemesine dolaşıyormuş gibi bir insan. Bir dediği bir dediğini tutmuyor. Hangi yöne gideceğini bilmiyor.

 

Emniyet müdürünün mevzusunu nasıl değerlendiriyorsunuz diye sorulunca. Küt diye “ bölen bir söylemdir” dedi.

 

Yahu arkadaş sen Kürt meselenin çözülmesi için meclisi işaret eden, partilerin komisyon oluşturmasını öneren değil misin? Neden şimdi lafı bölücülükten açıyorsun?

 

Yetkililer “geberdi” derken.

 

Leş” derken.

 

“Etkisiz hale getirildi”, derken ülke hiç bölünmüyor da, “üzülüp ağlanır” denince mi bölünüyor ülkemiz?

 

Eğer Kılıçdaroğlu barıştan bahsediyorsa, ölen örgüt militanlarına da insanlık adına üzülüyor olmak bunla çelişmez ki. Bilakis bu yaklaşım barışın önünü açabilir.

 

Haşin emniyet müdürleri üzülmekten konuşabilirken, güya sosyal demokrat partinin genel başkanı olayı böyle mi karşılar?

 

 

***

 

Bülent Arınç, muhalif gazetelerin kongreye alınmamasını da doğru bulmadığını söylemişti zaten. Başkanlık sistemine de taraftar değil. Başkan değilken bile Tayyip’e hakim olamıyoruz, bir de başkan olursa halimiz nice olur, diye korkuyor.

 

O nedenle Tayyip Erdoğan, Bülent Bey’den hiç hoşlanmıyor son zamanlarda.

 

Erdoğan emniyet müdürüne iki tokat atarken Bülent Bey’e de iki tokat atmış olmayı tam denk getirdiğini

düşünüyor.

 

Ve fakat bu aralar Erdoğan’ın iki tokat atması gerekenler listesi gittikçe kabarıyor.

 

Emniyet müdürü, cumhurbaşkanı, (çözüm maddeleri meselesinden) meclis başkanı ve en sonunda Bülent

Arınç.

 

Laf aramızda Bülent Bey, Tayyip’in “yıkın şu ucubeleri” çıkışını toparlamaya çalışırken Ertuğrul Günay için,

“Allah kimseyi o duruma düşürmesin” demişti acımasızca. Günay gibi dönekleri günahım kadar sevmem ama yine de Bülent Arınç’ın o kıs kıs gülen hali beni rahatsız etmişti.

 

Şimdi aynı durum geldi onun ayağına dolandı.

 

Ne demişler, gülme komşuna gelir başına.