(...) Emekçi kadın hareketinin Sovyet Cumhuriyeti'ndeki görevleri konusunda, genel olarak sosyalizme geçişle ilişkili görevler ile içinden geçmekte olduğumuz durumda özel aciliyete sahip olan görevler konusunda birkaç kelime söylemek istiyorum. Yoldaşlar, kadınların konumu meselesi Sovyet iktidarınca en baştan itibaren ele alınmıştır. Bana öyle görünüyor ki, her işçi devleti sosyalizme geçiş esnasında iki görevle karşı karşıyadır. Bunların ilki göreli olarak basit ve başından itibaren emekçi halkın, bütün sömürü biçimlerine karşı düşman iktidarı olarak yola çıkmıştır. Önüne emekçi halkın toprak sahipleri ve kapitalistler tarafından sömürülmesi olanağının, sermayenin hâkimiyetinin ortadan kaldırılması görevini koymuştur. Sovyet iktidarı, emekçi halkın kendi hayatını toprakta özel mülkiyet olmaksızın, fabrikalarda özel mülkiyet olmaksızın, dünyanın her köşesinde, her yerde, tam bir politik özgürlüğün olduğu yerde bile, en demokratik cumhuriyetlerde bile, emekçi halka aslında yoksulluk ve ücret köleliğinden başka bir şey olmayan bir durumda ve kadınları da bir çifte kölelik durumunda bırakan özel mülkiyet olmaksızın düzenlemesini olanaklı kılmak için çaba gösteriyor.

Sovyet iktidarı, emekçi halkın iktidarı, varlığının ilk aylarında, kadınları ilgilendiren mevzuatta kesinlikle bir devrim gerçekleştirdi. Sovyet Cumhuriyeti'nde, kadınları tâbi bir konuma yerleştiren o yasalardan en ufak bir iz dahi kalmamıştır. Sözünü ettiğim yasalar, özel olarak, kadınların daha zayıf konumundan yararlanarak onları eşitsizliğe, hatta çoğu zaman aşağılanmaya mahkılın eden yasalardır: Yani boşanma ve evlilik dışı doğan çocuklarla ve kadının çocuğun babasını çocuğun bakımına katılmaya davet etmesi hakkıyla ilgili yasalar. Belirtilmelidir ki, en ileri ülkelerde dahi, burjuva mevzuatının kadının daha zayıf konumundan yararlanarak onu aşağılaması ve eşitsiz bir statüye yerleştirmesi esas olarak bu alanda görülmektedir. Sovyet iktidarının da emekçiler için katlanılamaz olan eski adaletsiz yasalardan en ufak bir iz bırakmadığı alan esas olarak bu olmuştur. Şimdi hiç abartmaksızın ve gururla belirtebiliriz ki, dünyada Sovyet Rusya dışında kadınların tam eşitlikten yararlandığı ve özellikle gündelik aile hayatı içinde hissedilen aşağılanmaya maruz kalmadığı tek bir ülke yoktur. Bu ilk ve en önemli görevlerimizden biriydi. (...)

Görüyoruz ki, bütün demokratik cumhuriyetlerde eşitlik yüksek sesle ilan ediliyor, ama medeni yasalarda ve kadınlarla ilgili, kadınların aile içindeki konumları ve boşanmayla ilgili yasalarda her aşamada eşitsizlik ve kadınların aşağılanmasını görüyoruz; biz diyoruz ki bu, demokrasinin, özel olarak ezilenler aleyhine ihlalidir. Sovyet iktidarı demokrasiyi öteki ülkelerden, en ileri ülkelerden daha ileri bir düzeyde yerleştirmiştir, çünkü yasalarında kadınların eşitsizliğine ilişkin en ufak bir iz bile bırakmamıştır. (...) Tabii tek başına yasalar yetersizdir; fermanlarla yetinecek değiliz, bu bizi tatmin etmez. Ama mevzuat konusunda kadınları eşit konuma getirmek için yapmamız gereken her şeyi yaptık ve bundan haklı olarak gurur duyuyoruz. Bugün kadınların Sovyet Rusya'daki konumu, en ileri ülkelerdeki konumlarıyla karşılaştırıldığında ideal bir konumdur. Ama biz kendimize bunun elbette yalnızca bir başlangıç olduğunu hatırlatıyoruz. Evdeki işleri dolayısıyla kadın hala güç bir konumdadır. Kadının tam kurtuluşunu sağlayabilmek ve onu erkekle eşit bir konuma getirebilmek için ulusal ekonominin toplumsallaştırılması ve kadınların ortak üretken çalışmaya katılabilmesi gerekir. O zaman kadınlar erkeklerle aynı konuma sahip olacaktır.

Burada elbette kadını emek üretkenliği, emek miktarı, işgücünün uzunluğu, çalışma koşulları vb. bakımından erkekle eşitlemekten söz etmiyoruz; kadının, erkekten farklı olarak, aile içindeki konumu dolayısıyla ezilmemesi gerektiğini söylüyoruz. Hepiniz biliyorsunuz ki, kadınlar bütün haklara sahip olsalar bile, bütün ev işleri onlara bırakıldığı için pratikte ezilmiş olarak kalıyorlar. Çoğu durumda ev işi bir kadının yapabileceği en üretkenlikten uzak, en barbarca, en meşakkatli iştir. Olağanüstü dar ufuklu bir şeydir, kadının gelişmesini teşvik edecek hiçbir yönü yoktur. Sosyalist ideali izleyerek sosyalizmin eksiksiz biçimde yerleştirilmesi için mücadele etmek istiyoruz; bu konuda, kadınların önünde geniş bir çalışma alanı açılıyor. Şimdilerde sosyalizmin inşası için zeminin temizlenmesi hazırlıkları yapıyoruz; sosyalizmin inşası, ancak kadınların tam eşitliğini sağladığımız ve yeni işleri, o dar ufuklu, köreltici, üretkenlikten uzak işlerden kurtulmuş olan kadınlarla birlikte omuzladığımız zaman başlayacaktır. Bu, çok uzun yıllarımızı alacak bir çalışmadır.

Bu çalışma hiçbir şekilde hızlı sonuç vermeyecektir ve ferahlatıcı etkiler yaratmayacaktır. Kadınları ev işinden kurtaracak örnek kurumlar, yemekhaneler ve çocuk bakımevleri kuruyoruz. Bütün bu kurumları örgütleme işi esas olarak kadınlara düşecek. Kabul etmeliyiz ki, bugünün Rusyasında kadının ev köleliği durumundan çıkmasına olanak sağlayacak pek az kurum mevcut. Sayıları ihmal edilecek derecede az; üstelik, Sovyet Cumhuriyeti’nde şu anda geçerli koşullar (yoldaşlarımızın size hakkında bilgi verdiği savaş ve yiyecek durumu) bu çalışmada önümüzde bir engel. Yine de söylemek gerekiyor ki, kadınları ev kölesi olmaktan kurtaracak olan bu kurumlar, her nerede koşullar en ufak bir olanak yaratıyorsa, orada hızla gelişiyor.

İşçilerin kurtuluşunun kendileri tarafından gerçekleştirilmesi gerektiğini söylüyoruz; tam tamına aynı biçimde emekçi kadınların kurtuluşu da emekçi kadınların kendi meselesidir. Emekçi kadınlar bu tür kurumların geliştirilmesini sağlamalılar; bu faaliyet onların konumunda, eskiden kapitalist toplumdaki durumlarıyla karşılaştırıldığında muazzam bir değişim yaratacaktır. Eskiden, kapitalist rejim koşullarında, politikada aktif olabilmek için özel bir eğitim gerekirdi; bu yüzden kadınlar, en ileri ve özgür kapitalist ülkelerde dahi politikada çok küçük bir rol oynarlardı. Bizim görevimiz, politikayı her emekçi kadına ulaşılabilir kılmaktır. Toprakta ve fabrikalarda özel mülkiyet ilga edildi ve toprak sahiplerinin ve kapitalistlerin iktidarı devrileli beri, politikanın görevleri, emekçi kadınlar da dahil olmak üzere, bütün emekçi halk için basit, açık ve anlaşılır hale gelmiştir. Kapitalist toplumda kadının konumu o kadar büyük bir eşitsizlikle örülmüştür ki, kadının politikaya katılımı erkeğinkinden kat kat geride kalmıştır. Bu durumun değiştirilmesi için emekçi halkın iktidarı gereklidir, çünkü o zaman politikanın ana görevleri emekçi halkın kaderini doğrudan doğruya etkileyecek meselelerden ibaret olacaktır. Bu alanda da emekçi kadınların (yalnızca parti üyelerinin ve politik olarak bilinçli kadınların değil, aynı zamanda parti dışından kadınların ve politik bilinçleri en düşük kadınların da) katılımı hayati önem taşıyor. Bu konuda, Sovyet iktidarı emekçi kadınlara geniş bir faaliyet alanı açmaktadır.


*V. İ. Lenin. Seçme Yazılar Devrim, Demokrasi, Sosyalizm. Yordam Kitap. İstanbul