“Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnız kralların adını yazar
Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?
Bir de Babil varmış boyuna yıkılan
Kim yapmış Babil’i her seferinde?
Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar
Altınlar içinde yüzen Lima’nın?

Kitapların her sayfasında bir zafer yazılı
Ama pişiren kim zafer aşını?

Her adımda fırt demiş fırlamış bir büyük adam
Ama ödeyen kimler harcanan paraları?
İşte bir sürü olay sana
Ve bir sürü soru” *

 

Tarih boş laftan ibaret değildir. Tarihsel olarak ezilen tarafta olan herkes bulunduğu konumu sorgular. Buna itiraz eder. 2019 Türkiyesinde yaşayan emekçilerin de bir sürü sorusu var. İşsizlik neden arttı? Yoksul daha da yoksullaşırken zenginlerin aldığı pay neden çoğaldı? Okullar açıldı, çocuğumun kırtasiye masrafına neden tonlarca para ödüyorum? Hele bir de gençsen… Al sana bir sürü soru daha. Mezun oldum bölümü bitirdim sonra ne olacak?  Bırak istediğim işe girmeyi, neden karnımı doyuracak bir iş bile bulamıyorum? Cevabı çok basit. Çünkü kapitalizm dediğimiz bela yarattığı çelişkileri senin üstüne yığdı. Krizi yarattı. İşte bu kapitalizmin yapısıdır. Yarattığı paradokstan kaçıp kurtulamaz, en sonunda gelir duvara toslar. Seni de beraberinde sürüklemeye çalışır. Kocaman işsizler ordusu yaratır. İşi olana da kocaman bir baskı kurar. Her gün tehdit eder. Düşük ücrete tabi tutarak kötü çalışma koşullarına mecbur bırakır. İşçilerin kendi ürettiği bolluğun altında ezilip boğulmasına neden olur. Tarihin her sayfasında görebileceğiniz bu muazzam çelişki bugün de tüm diriliği ile duruyor. Patronların yarattığı kriz ile milyonların işsizlik gerçeği tüm somutluğu ile karşımızda dikiliyor.

TÜİK, 2019 Haziran ayı işsizlik oranını yüzde 13 olarak açıkladı. Türkiye'deki toplam işsiz sayısı 4 milyon 253 bine ulaştı. İşsiz sayısı yaklaşık 100 bin kişi artmış. Tabi bu herkese iş bulması gereken devletin istatikleri. Bu hali bile ekonomik krizin rakamlarla somutlaşan karşılığı. Ancak bu buzdağının görünen kısmı. Daha altında yatan kocaman bir “iş bulmaktan ümidini kaybedenler topluluğu” var. Onları da sayarsak bu sayı yaklaşık 8 milyonu buluyor. İşsiz bile sayılmıyorsun yani. Neden bu hale geldin diye soran eden yok tabi. Ülkede üretimi bitir, tüm iş bulma imkanlarını yok et sonra bu işçi kardeşimiz ümidini yitirdi de. AKP’nin patroncu yüzünün bir tezahürü adeta.

Bunu yapmak zorunda, çünkü o işsize iş bulmak için kafasını çalıştırmaz. Kocaman bir işsiz ordusunu elinin tersiyle kenara iter. Onun görevi budur. İş işteyen ve bunun çözümü için Erdoğan’ın yanına kadar giden vatandaşları bir gözümüzün önüne getirelim. Hiç ıskalamaz hepsine tepkisi aynıdır. Onlara sanki bir sinekmiş gibi muamele eder. Cevabı basittir ona göre. Kardeşim ben sana iş bulmak zorunda mıyım? Al işte iş var çalışırsan çalış, siz beğenmiyorsanız ben ne yapabilirim? Onlar için işçi sınıfının sorunları birer vızıltıdır. 

Bunun Erdoğan için daha da utanç verici tablosu geçtiğimiz günlerde genç işsizlik oranlarına verdiği tepki ile oldu. Her üniversite mezunu iş sahibi olacak diye bir şey yokmuş. Lafa bak. Her dört gençten biri işsizken kimse bu cümleyi kuramaz. Sen git gençlere her işte çalışmakta özgürsün de, onları yedek iş gücü olarak gör, sonra potansiyel iş sahibi olarak sayma. Lafla peynir gemisinin yürümediğini çoktan gördük. Her yere üniversite açıp işsizlik oranlarını 4 yıl düşürelim mantığı çöktü. Gençler iş değil iş onları seçiyor artık. Bu esnada da işin niteliklerinden ödün vermeye başlıyorlar zaten. Kayıt dışı olsa da oluyor, güvencesiz olsa da. Ki şu gerçeği de göz ardı etmemek gerek, TÜİK verilerinde sadece iş arayan üniversitelilerin istihdama katılım oranları yer alıyor. Sayıları 500 bini aşan atanamayan öğretmenler, yüksek lisans için öğrenciliklerine devam eden mezunlar hiç hesaplanmıyor bile.

Krizin yaşam koşullarımızı zorladığını biliyoruz. Gözümüzü açtığımız her sabah, günü nasıl kurtaracağız diye düşündüğümüz hale geldik. Artık açıklanan her veri ile bu durum çoğumuz için su götürmez bir gerçeklik halini aldı. İşsizlik artıyor. Üretim ve alım gücü düşüyor, insanlar el mahkum borca sarılıyor. Halkın %70’i borçluymuş. Ne bekliyorduk ki? Ülkenin emek verenleri için kriz apaçık yoksulluk ve borç demek. Makas gitgide açılıyor. Zenginler pastadaki paydan fazla fazla alırken yoksullar borç ödüyor, işsiz kalıyor. Ama bu böyle gitmez.

*

Tüm bu tabloları anlattık da ne oldu? Niyetimiz asla bir felaket tablosu çizip ortaya çözümsüzlük atmak değil. Yaşanan ekonomik kriz, genç işsizlikteki rekor artış, emek verenlerin daha da yoksullaşması mücadelenin asıl nesnel zeminini oluşturuyor. Kapitalizmle beraber AKP kıvranma sürecine girdi. Onlar kamu kuruluşlarına yatırım yapmayıp özel sektöre ülkenin tüm kaynaklarını yedirdiler, belediyelerden tutun fabrikalara kadar işçileri sorgusuz sualsiz işten attılar. Onları çok iyi tanıyoruz. Yarattıkları işsizlik ateşi AKP'yi de yakacak. Emekçi sınıfın bağrını ne yakıyorsa ona çözümsüz kalmayacağız. Eğer sebepsiz yere soru sormuyor ve cevap aramıyorsak toplumların değişebileceği umuduyla, onları işsiz bırakıp yoksullaştıran düzenden de hesap sormalıyız. Tek çaremiz budur. Çünkü kapitalist ekonominin ortadan kalkabileceği düşüncesi çelişkileri ile elele gider. Bu çelişkileri yarmak ve temelinde yatan bütün palavralarını anlatmak görevimiz. İşçi sınıfının örgütlülüğü onu işsiz bırakan, onu yoksullaştıran düzeni değiştirebilir. Bunu aklıyla, fikriyle, bilinciyle harekete geçerek yapabilir.

Tarihi başka bir yerden gören bir şiirle başlamıştık yazıya, bize de çok haklı bir sloganla bitirmek yakışır: İşsize iş bulun ya da defolun!

 

* Okumuş Bir İşçi Soruyor / Bertolt Brecht