Bugün de Hollanda’ya sürekli esip gürleyen AKP, “siyasi yaptırım” diyor, “hukuki yaptırım” diyor; fakat “ekonomik yaptırım” diyemiyor. Çünkü zaten kırılgan olan Türkiye ekonomisinin böyle bir lüksü yok, hele ki 16 Nisan referandum öncesi. Hollanda yüzölçümü olarak küçük; fakat ekonomik olarak etkisi büyük bir ülke.

Türkiye’de doğrudan yabancı sermaye yatırımında ilk sıradaki ülkeye, hem de dış ticaret fazlası verdiğimiz yıllık 6,6 milyar dolarlık ticaret hacmine sahip bir ortağa, 1 milyon turistin geldiği bir ülkeye efelenmenin bedeli zaten kırılgan olan ekonomiye ağır bir darbe olur. Sürekli olarak yabancı sermaye arkasına bile bakmadan kaçarken Hollanda’nın yatırımları AKP için bulunmaz nimet değerinde.

Fakat AKP’nin uzun vadede böyle bir krizi sürdürmeye niyeti yok. Çünkü yaratılan yapay kriz ortamı, dış politikada zarar verse de, esasen iç politikada “evet” propagandasının bir aracı durumda. Referandum bitince bu araca ihtiyaç da bitmiş olacak.

Hollanda’ya kafa tutan bakanlardan Süleyman Soylu, “Türkiye, Karlofça'dan itibaren son 300 yılının en güçlü dönemindedir” dese de Türkiye ekonomisi tam bir gerileme döneminde. Hatta nasıl ki Osmanlı yıkılma döneminde borç bulmak için Düyunu Umumiye’yi kurduysa 94 yıl sonra bugün kurulan Varlık Fonu da aynı amaçla kuruldu. Şimdi de AKP, Varlık Fonu’nda toplanan kaynakları rehin gösterip dış borç bulmayı amaçlıyor.

Son 58 aydır ilk kez Türkiye, çift haneli enflasyona dönüş yaptı. Asgari ücrete %6 zam yapılıyorken enflasyon  Şubat ayında gerçekleşen yükselişle birlikte yüzde 10’u geçti.

TÜİK verilerine göre 2016’nın üçüncü çeyrek büyüme rakamı pozitif değil, yüzde 1,8 negatif geldi. Yine TüİK verilerine göre 7 milyon vatandaş işsiz. Özellikle genç nüfusta işsizlik oranı % 24 oldu. Ekonomi, iş bulduklarında çalışmaya hazır kadın ve erkeğe iş imkanı yaratamıyor.

Şimdi tekrar Hollanda’ya dönecek olursak krizin ekonomik yaptırımlara yönelmesi halinde Türkiye’nin alacağı hasar, Hollanda’nın hasarından çok daha fazla olur. 

Dünya yazarı İsmet Özkul'un aktardığı verilere göre Türkiye’nin ihracatında Hollanda’nın payı yüzde 2,52 düzeyinde. Hollanda’nın ihracatında Türkiye’nin payı ise sadece yüzde 0,62. Aradaki fark 4 katı geçiyor. Türkiye’nin ithalatında Hollanda’nın payı yüzde 1.51, Hollanda’nın Türkiye’nin ithalatındaki payı ise yüzde 0.74. Burada da fark 2 katı aşıyor. Farkın ihracatta daha yüksek olması, Türkiye açısından bir diğer olumsuz nokta.

İhracattan en fazla etkilenen sektörler otomotiv, tekstil ve giyim, bilgisayar, ormancılık ve balıkçılık ile atık ve hurda sektörleri olacak. Otomotiv, tekstil ve konfeksiyon Hollanda’ya ihracatın miktar olarak en yüksek olduğu sektörler. Bilgi işleme cihazları, ormancılık, balıkçılık, atık ve hurda sektörlerinde ise Hollanda’ya ihracatın toplam ihracat içindeki payı göreli olarak yüksek.

Kriz halinde ithalat cephesinde ilk etkilenecek sektörler ise kimya ile tütün işleme sektörleri olabilir. Kimyada Hollanda’dan yapılan yıllık ithalat miktarı 1 milyar dolara yakın. Tütün işlemede ise Hollanda’dan yapılan ithalatın toplam tütün ithalatındaki payı yüzde 41’i buluyor.

Gurbetçiler hariç turizmde Hollanda’nın payı turist sayısında yüzde 2.84, turizm gelirinde ise yüzde 3.52 düzeyinde. Oran nispeten düşük olmakla birlikte gerilim halinde en hızlı etkilenecek sektör turizm olduğu için, 2017’de en belirgin fatura turizme çıkabilir. 

Türkiye’nin ekonomide Hollanda’yla bağının en yüksek olduğu alan ise doğrudan yatırımlar.

Türkiye’deki toplam 139 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırımın 22 milyar doları yani yüzde 15,8’i Hollanda’ya ait. Hollanda’nın payı, yüzde 8 ile kendisinden sonra gelen ABD’nin iki katı. Bu koşullarda Türkiye’nin kriz yüzünden Hollanda yatırımlarını rahatsız etmeye kalkışması zaten kırılgan olan ekonomiyi daha da zora sokar.

 

Kaynak: TCMB

Türkiye'de yaşayanların yurtdışındaki doğrudan yatırımlarında da Hollanda açık ara önde. Türklerin yurtdışındaki toplam 30.65 milyar dolarlık doğrudan yatırımının 11.33 milyar dolar ile yüzde 37’si Hollanda’da. Hollanda’nın buradaki payı, yüzde 12.1 ile kendisinden sonra gelen Azerbaycan’ın 4 katı.

Bu verilerden de anlaşılacağı üzere Hollanda özellikle yabancı yatırımlar konusunda özellikle şu dönemde kritik bir yerde duruyor. 2016 Eylül ve izleyen aylarda uluslararası derecelendirme kuruluşları S&P ile Moody’s in Türkiye’nin yatırım notunu “yatırım yapılamaz" derecesine indirmeleriyle beraber, düşüş sürdü.  Moody’s Türkiye’nin görünüm değerlendirmesini 6 ay içinde negatife çevirdi. Yabancı kaynak girişi yavaşladığı gibi çıkışlar da yaşandı.

İktidar kanadı “onlar da kim oluyor” dese ve bu kararların dış güçlerin bir oyunu olduğunu iddia etseler de uluslararası finans alemi bu kuruluşları temel alarak hareket ediyor. 

Diyeceğimiz o ki AKP, şu anda borcu katlanan özel sektörü rahatlatmak için vergilerden vazgeçerek, Merkez Bankası’nın kaynaklarını ve hatta İşsizlik Sigortası’nın fonlarını kullanıyor. Ekonomik krizi bu şekilde yatıştırmaya çalışırken bir de hukuk dışı Varlık Fonu kuruyor. Yine emekçiler hayat pahalılığı ve artan harcama vergileri altında ezilirken önlemler hep patronları rahatlatmak için.

AKP'nin "hayır" korkusu Hollanda ile ilişkileri gerse de 16 Nisan'dan sonra eğer "evet" çıkarsa yine "eyyyy"ler kendini sevgi sözcüklerine bırakacak. Kucaklaşıp barışacaklar. AKP'nin barışmayacağı tek kesim yine yoksul ve emekçiler olacak. Bu yüzden yine "hayır"da birleşelim ve "hayır"dan vazgeçmeyelim.